21 Ocak 2013 Pazartesi

Nükhet Duru anlaşılabilseydi, müziğimiz uluslararası olabilirdi

Nükhet Duru "Yetişkin" tarzda müziğin olmadığı bir ortamda "Nükhet Duru" olabilmiştir

"Yetişkin" yani Batı'daki adıyla "Adult" tarzda müziğe bu ülke dinleyicisi tamamen yabancıdır neredeyse. Alıcısı olmayınca müzik şirketleri de bu işe, yani gerçek anlamda müziğe yatırım yapmamaktadırlar. "BasitH" tarzda çok satanlarda kendini star zannetmekte, müziğin 1 numarası, divası ilan etmektedir. Tebrik etmekten başka ne denilebilir ki! Kendinizi kandırabilirsiniz ama müziği kandıramazsınız ki, bugün insanları çok eğlendirerek para kazananlar listesinde adınız geçebilir ama yarın sizi tanıyan çıkmayacaktır. Hiç düşündünüz mü müziğimizin patlama yaptığı iddia edilen 90'lar bile niye hatırlanmıyor da, 70'ler, 80'ler hatırlanıyor diye.

Son yıllarda içinde cazı-mazı barındıran "Yetişkin" tarzda benim de sevdiğim örneklere rastlıyoruz. Dikkat edin "çok beğendiğim" demiyorum. "Düzgün işlere rastlıyoruz" diyelim. Ama onlar da çığır açamıyorlar. Neden? Çünkü evrenselliği müzikalite olarak yakalayamadıkları için. Müziği ana tarzlarını çalışmalarında deneyebilirsin ama müzikaliteyi öyle beste olarak yakalamak o kadar kolay değildir. Herkes cazı, klasiği, Latini, operayı deneyebilir ama ne kadar özgün, ne kadar insanı sarıp-sarmalamaktadır? Son dönem çalışmaları cesaret işi denemeler ama çok da özgün değil.

Alt yapın sağlam olabilir, opera, caz, Latin, rock v.s'yi de harmanlayabilirsin, hatta folklörünü de bu tarzlarla formatlayabilirsin ama müzik beste işidir. Tabi alt yapı, düzenleme de çok-çok önemli, hatta olmazsa olmazı müziği ama nasıl film için senaryo en önemliyse, müzik için de beste önemlidir. Bu deneysel çalışmaları heyecanla dinleyebiliryorsun ama bir süre sonra tükeniyor. Müzikalite olarak başın sıkıştıkça tekrar başvuramıyorusun. İçinden gelmiyor. Çünkü içinde melodi zenginliği yok.

Bazı sanatçılar bir şeyleri yeni icat ediyormuş gibi farklılık yaratmaya çalışıyorlar ama çok da sağlam işler değil. Çaba var, müzik alt yapısı var ama zenginlik yok. Her dinlediğinde seni heyecanlandıran yeni müzikal keşifler yapamıyorsun. "Tüh" bunu da arada nasıl kaçırmışım diye hayıflanamıyorsun. İnsanı dinledikçe kudurtan bir alışkanlık yaratmıyor.

Günümüzde son yıllarda nadir de olsa denenmeye çalışılan "Yetişkin" tarzdaki müziği Nükhet Duru ilk 45'likleriyle, ilk albümleriyle bundan 40 yıl önce yapmış. Üsteki klasik ve senfonik formla denemiş operayı, cazı, rock'ı, Latin'i ve diğerlerini. Üstelik bunları kendi kültürümüzle de harmanlamış. Üstelik bunları taklit, çalıntı değil, orjinal-sıfır bestelerle yapmış. Üstelik çok profesyonelce düzenlenmiş bu çalışmalar. Dinledikçe doyamıyorsun. Çünkü dinledikçe yeni bir şeyler yakalamanın heyecanını yaşıyorsun. İşte kudurtucu alışkanlığı Nükhet Duru şarkıları yapabiliyor sadece.

Günümüzde bazı sanatçıların denediği, 40 yıl önce Nükhet Duru'nun ısrarla yapmak istediği ve yaptığı müziği yeniden keşfetmek gibi bir şey. Nükhet Duru üstelik "Yetişkin" müziğin olmadığı, hatta müziğin bile olmadığı bir ülkede "Nükhet Duru" olabilmiştir. Algının olmadığı bir ortamda algılanmak en zorudur. Nükhet Duru bunu başarmıştır. Çünkü onun zor tarzında müzikalitenin yanında müziği zenginleştiren unsurlar da var dinledikçe tat veren, haz veren. Nükhet Duru "elde sadece bunlar var, bunlarla bir şey yapalım" kolaycılığına kaçmamıştır. En iyisini yapabilmek için araştırmış, bulmaya çalışmıştır. Tabi Nükhet Duru faktörü de Nükhet Duru'nun şansı. Ama üzerine çok şeyler kattığı bir Nükhet Duru faktörü.

Bu ülkede Nükhet Duru'yu anlayabilecek bir potansiyel olsaydı, müzik piyasamız olur, müziğimiz de uluslararası olabilirdi. Bu ülkede neden mi müzik piyasası yok? İnsanları sadece eğlendirmeye ve para kazanmaya yönelik işler yaparsan müzik piyasası da olmaz, müzik de olmaz. Tamam insanları eğlendirerek para kazan ama biraz da müziği düşünerek müzik adına fedakarlık yap, gerçek müziğe, gerçek sanatçıya yatırım yap. Çünkü günü kurtarırsan batmaya mahkumsundur. Ben "dinleyici bunu istiyor, yapımcı bunu istiyor" diye müzik yapılmasına karşıyım. Bunun sanatla, müzikle ne kadar alakası olabilir ki? Yapıyorsan da "sanatçıyım" diye, "müzik insanıyım" diye geçinmeyeceksin.


Albüm nedir?

Hatta ben Türkiye'de yapılan müzik albümlerine albüm bile diyemiyorum. Albüm denilen şey bir bütünlük içermelidir. Bir konsept üzerine kurulmalıdır. Müzikal bir bütünlük içerdiği gibi, bir duygu bütünlüğü de olmalıdır. Bunu başarmak için de sanatçının bir derdi olmalıdır ki, bunun üzerine bir çalışma yapılsın, bir ifade bütünlüğü olsun. Şarkının sözlerinden bestesine, verdiği duygudan kapak tasarımına kadar bir kompozisyonun parçası olmalı her şey. Yani albümü dinlemeye başladığın zaman hikayenin sonunu getirebilmelisin sıkılmadan. "Hadi albüm zamanım geldi, topla şarkıları, gir stüdyoya" şeklinde olmamalı. Anlatacak bir derdin yoksa, geriye çekilip gözlemlemeyi de bilmelisin. Ama Nükhet Duru gibi yorumcuların şöyle bir lüksü olmalıdır; Projeler hazırlanıp önlerine getirilmeli ve onlar da doğru ifade edebilecekleri projeleri kabul etmelidir (Bu ülkede sanat adına çok yüksekten bir uçuş oldu sanırım). Çünkü onlar dünyada tektirler.

Çok mu şey istiyorum bilmiyorum ki? Tabi böyle düşünebilmek ve bunu hayata geçirebilmek için duyarlılık ve sorumluluk gerekiyor. Yaşarken hayata dair bir şeylerin sana dokunması gerekiyor. Ve bunu birazcık detaylı bir şekilde anlatma cesareti. Yani bir konuyu ortalama on şarkıda, yani on farklı boyutta ele alacaksın. Tabi ekip işi olursa hem daha zengin olur, hem daha bir bütünlük içerir. Tıpkı Nükhet Duru albümlerinde olduğu gibi... Mehmet Teoman, Cenk Taşkan, Onno Tunç, Ali Kocatepe, Melih Kibar, Çiğdem Talu, v.s ekip çalışmalarında olduğu gibi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder