1 Mart 2020 Pazar

Müzikte markanın klasiği Nükhet Duru!


İnsan, Nükhet Duru'ya yapılan saygısızlıkları, müziğe- müziğimize olan bir saygısızlık olduğu için görmezden gelemiyor. Geçenlerde bir televizyoncu, siz hiç listelerde 1 numara oldunuz mu? diye soruyor. Bir televizyoncu da neden hep Sezen Aksu, Ajda Pekkan ve Nilüfer'i adınızın yanında geçiriyorsunuz demişti; sanki Nükhet Duru onlarla varolmuş ve varoluyormuş gibi. Birkaç gün önce de zatın biri, sebepsiz şekilde Nükhet Duru'yu sevmiyorum, demiş. Örnekleri çoğaltabiliriz ve bu aslında içinde yaşadığımız müzik kültürünün seviyesinin bir göstergesidir. Ben Nükhet Duru müziğini, ekolünü yazılarımda çok anlattığım için, bu sefer konuyu değişik örnekler üzerinden yüzeysel geçeceğim. En başta takdir edilmesi gereken, Nükhet Duru'nun daha yola çıkmadan önce bile nasıl bir Nükhet Duru yaratacağının kurgusunu kafasında yapmış olması ki, o günün koşullarında söylenen tarzlarlar ile diğer şarkıcılar gibi basamak basamak yükselmek yerine, o dönemin popüler söz yazar ve bestecilerini reddederek, mesela Fikret Şeneş gibi, kiminle çalışacağına karar verip bu şekilde yola çıkması ve kendi özgün-şahsına münhasır asla taklid edilemeyecek ekolüyle tepeden zirveye düşmesi. Elbette çıkış noktasında "Kadınım" şarkısından etkileniyor ve Mehmet Teoman'ı buluyor, Cenk Taşkan ile çalışıyor, Ali Kocatepe ile yola devam ediyor, vesaire ama ne yapacağını-nasıl bir şey söyleyeceğini bildiği gibi çalıştığı kişilerin ürünlerine de sesi ve yorumuyla ayrı bir şekil veriyor. Yani şunu demek istiyorum; hangi bestecinin şarkısı olursa olsun, Nükhet Duru, şarkıları Nükhet Duru'laştırıyor. Bu yadsınamaz bir gerçek ve 2+2=4! Nükhet Duru ile çalışan hangi bestecinin şarkısı, Nükhet Duru dışında müzük tarihimizde bir imza olarak kaldı. Ali Kocatepe şarkılarının Nükhet Duru tarafından söylenmesine izin vermemişti ya artık son albümünde; eğer o şarkıları Nükhet Duru söylemeseydi bırak parlamasını, belki de söyletecek şarkıcı bulamayacaktı. Ajda Pekkan'ın, Kocatepe'nin şarkılarını vakt-i zamanında beğenmediğini biliyoruz. Nükhet Duru zamanında Ajda Pekkan, Nilüfer ve Sezen Aksu yok muydu; onlara söyletseydi o zaman şarkılarını; çünkü biliyordu şarkılarının Nükhet Duru ile parlayacağını! Şundan adım kadar eminim; eğer Nükhet Duru en başta "çıkış şarkılarının mutfakçıları"yla çalışmasaydı, o kendine gene bir yol bulur ve amacına ulaşırdı. Bazıları diyebilir ki, onlar dışında zaten Nükhet Duru parlamadı. Hayır, buna katılmıyorum. Müzik koşulları ve anlayışları değişiyor ve her dönem özgün tarzınla parlamak diye bir şey yok. Bu Batı'da da böyle. Eğer sanatçının bir duruşu var ise ve taviz vermiyorsa prensiplerinden, alternatif tarzda deneysellik içindeyse, popüler olarak kalma şansını riske ediyor ama gerçek müzik adına da hizmet veriyor demektir. Nükhet Duru'nun yaptığı budur. Popüler olmakla klasik olmayı birbirinden ayırt edelim lütfen ve Nükhet Duru'nun pop değil de neoklasik tarzda varoluşunu ve buna rağmen popülerliğini ekstradan alkışlayalım. Neden Sezen Aksu'nun veya diğerlerinin türevleri var da Nükhet Duru'nun türevi yok hiç düşündünüz mü? Çünkü özgün, şahsına münhasır ve sıradışı yenilikçi, gündemden gitmiyor-kendi gündemini yaratıyor müzikte. Mesela Soner Olgun ile çalışmalarının hala gözardı edilmesine çok hayıflanırım, özellikle tiyatral manadaki yorumlarının anlaşılamamasını Arabesk bir kültür olmamıza veririm. Zaten Nükhet Duru'nun tarzında folk, caz, opera, latin, klasik, çok seslilik, kısaca evrensel müziğe dair tınılar ve bunların bir harmanlaması olduğu için, ülkemizdeki dinleyicilere tuhaf gelmiş olabilir. Çünkü biz müzikteki gerçek Batı anlayışına, çok sesliliğe ve deneyselliğe kapılarımızı kapatmışız; Batı'ya dair en fazla rock'un taklitleri olmuştur günümüzdeki rap gibi. Altını çizmek istediğim bir şey daha var; Nükhet Duru'nun o eşsiz-benzersizliğine rağmen markalaşamamasının sebebi belki kendinin iyi tanıtımını yapamadığından, belki de mütevazi oluşundan, belki de ben işimi yapayım-müziğe hizmet vereyim, diğer PR işleriyle vakit kaybetmeyeyim diye düşündüğündedir. Belki de zamana bırakmıştır anlaşılmayı. Yoksa markalaşmak için çaba sarf edilseydi, alternatifsiz bir "marka isim" olabilirdi Nükhet Duru ismi. Bu yazıyı yazarken Nükhet Duru'nun "Aç Gözünü Adamım" albümünü dinliyorum da Nükhet Duru'nun ne kadar deneysel bir sanatçı olduğunu bir kez daha görüyorumii. Kendi kültürümüzü evrenselleştiriyor, Batı'ya dair tarzları da bizleştiriyor Nükhet Duru"ca" yorumuyla. Mesela bir türküyü caz formunda Nükhet Duru'dan dinlemek çok nefis oluyor ama batı ölçüleriyle yazılmış cazımsı bir şarkıyı nda sımsıcacık bizim dinleyebileceğimiz bir hale sokuyor. Barış Manço'ya sormuşlar Ajda mı, Nükhet mi diye (demek ki o dönem, yani çıktığı dönem Ajda'yı tahtından sarsan tek isim olmuş ki, hatta söylentilere göre Ajda, Nükhet Duru'nun varlığından tedirgin ve rahatsız olmuş; Nilüfer ve Sezen Aksu'nun değil, nedeni de belli aslında, çünkü sıradışı bir yorum!), O da Nükhet Duru demiş. Bunu Nükhet Duru'nun özgün oluşuyla, Ajda'nın taklit oluşuyla açıklıyor! Nokta!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder