29 Nisan 2012 Pazar

Nükhet Duru İçimdeki Tanrısal Ses!

Nükhet Duru hayranları Nükhet Duru'yu neden sevdiklerini anlatmaya devam ediyor. Deniz Bulutöte Nükhet Duru'yu ilk çıktığı günden beri heyecanla takip edenlerden. Sizlerin de mektuplarınızı bekliyoruz. Adresimiz halilkandok@mynet.com.

Bir Pazar sabahıydı. Radyoda plak yarışı henüz bitmiş, ardından başlayan "Sizin İçin Seçtiklerimiz"de tuhaf bir şarkı çalmaya başlamıştı. Operacı desem değil (Arya gibi söylemiyordu çünkü), Fecri Ebcioğlu'nun yazdığı Türkçe sözleri yorumlayan bir Frenk şarkıcı desem hiç değil (Türkçesi pırıl-pırıl); Ama olağanüstü bir kadın sesi. Stereo bile olmayan emektar radyomuzdan büyülü notalarla süzülüp geliyordu. Tuhaf bir şarkı diyorum, çünkü altyapıda alışageldiğimiz şıkır-şıkır pop sound'u yok, büyük müzik dehası Timur Selçuk'un senfonik, zengin alt yapısı var; O zamanın tabiriyle Türk Hafif Müziği de değil yani. Ama kadın sadece söylemiyor, şarkıyı yaşıyor, yaşatıyor sanki. Yoksa bir tiyatro oyunundan canlı mı kaydedilmiş diye soruyorum ablama, o da değil. Kaydın sound'u mükemmel çünkü. Neyse imdadıma spiker yetişiyor şarkının sonunda; "Nükhet Duru'dan 'Beni Benimle Bırak' ı dinlediniz" diyor. Türkiye'nin en büyük balad yorumcusuyla tanışmam bu.


Ardından "Canım Yandı" arkadaşlarımın yaşgünlerinde tepindiğimiz bomba gibi bir şarkı olarak ortay çıkıyor. Derken "Cambaz"... Şarkının sözleri beni hep ağlatıyor; Kızların neşesi, delikanlıların bayram etmesi, cambazın hayat gibi ip üstünde gidip gelmesi...

"Cambaz ip üstünde oynuyor, cambaz ip üstünde ağlıyor. Hayat ip üstünde geçiyor, hayat her an gidip geliyor.

"Güneş", "İki Gözyaşı", "Gerisi Vız Gelir", "Bir Nefes" gibi emsalsiz, insanı alıp-götüren, geri iade ettiğinde de kendinizi bambaşka bulduğunuz sözle müziğin inanılmaz randevusu yapıtlar, hemen sonra eşsiz bir kadın vokali eşliğinde hem de.

"Güneş kendi köşende, cılız zayıf kediler gibi, güldürmüyor, güldürmüyor, güldürmüyorsun..."

"Karanlık bir gecede ışık yanacak, seven iki insan buluşacak koskoca deryalarda..."

"Neler görüp yutkunmuşum, yalnız kalıp bir başıma yaşamayı öğrenmişim... Gerisi vız gelir bana..."

"Hayat var gücünle yaşamaktır arkadaş..."

"Bir mektup yazdım sana, bir ömür, bir hayat, kendimi gönderdim içimde sevgilim..."


Ardında Eurovision Türkiye elemelerinde bir bomba daha patlatıyor kadın "Anılar" diye. Ama nedense bu nefis besteyle değil de, Modern Folk Üçlüsü'yle seslendirdiği "Dostluğa Davet"le finale kalıyor. Nedenini çözemiyorum ama üzülmüyorum da. Çünkü aynı kadın "Melankoli", "Harp ve Sulh", "Ben Gene Sana Vurgunum" ve "Yıldızlar" gibi şarkılarla devam ediyor bu eşi benzeri olmayan masala;

"Bir tarafta tüfekler, bir tarafta çiçekler, ezilen çürüyen çiçekler..."

"Gülmeyin halime kardeş yıldızlar... Aydınlığı bulmak için bakışım..."

"İtilmiş, tekmelenmişim...Doğduğum günde yanmışım.... Yalnız sana Güvenmişim... Ben gene sana vurgunum..."

"Hafif bir sızı isterim, ağrılar sancılar gelir... Beni sarar melankoli..."


Hemen benim canım babacığıma acil sipariş; Sanatçının "Bir Nefes Gibi" ve "Melankoli" albümlerinin ikisine birden sahip oluyorum o yaz. Sonrası artık koyu bir hayranlık. Her iki albümü de günde beşer defa dinlemeden yapamıyorum. Kendimi çözemiyorum da aslında. O dönemin "diğer büyüklerini" de çok beğenmeme rağmen, onların plaklarını hiç dinlemiyorum bile. Tek kanal TRT'de Duru çıktı mı her şey anlamını yitiriyor; Tıpkı "Kulis" şarkısındaki gibi, koskoca bir senfoni, fırtına gibi çıkıyor çünkü. (Kırmızı yeşil ışıklarda koskoca bir senfoniydi O...) Shirler Bassey, Barbara Streisand ve Mirelle Matheiu'da bile bu ihtişam yok! Öte yandan "Al Beni de Yanına"da anlattığı kırık aşk hikayesi, bu ülkede anlatılmış tüm aşk hikayelerinden daha sıcak, temiz ve içten...

"Al beni de yanına, çok alışmışım sana... Bırakma beni burada, yalnız başıma...Bomboş insanım, sen olmayınca, hayat yolunda..."


Bir sonraki başyapıtı, "Nükhet Duru IV" albüm ismiyle geliyor. Albümde yer alan parçaların bir tanesini bile atlayamıyorsun dinlerken ama "İyi Oldu Gelmediğin" bir başka;

"Bu yol korkaklar için değildir... Bu sulardan her babayiğit içemez... Bu köprüden benim diyen geçemez... İyi oldu gelmediğin..."

"Deprem" ilk aşkıma denk geliyor. Ne var-ne yok yıkıp geçiyor. Oluk-oluk duygularla aşk; İhtiras ve kıskançlık, korkunç bir heyecan dalgası; Hepsi içime saçıldı.

Öte tarafta Ajda "Ya Sonra" diye haykırıyor, Sezen "Gölge Etme" diyor, Nilüfer "Hey Gidi Günler"le fırtına gibi esiyor. Hepsi de olağanüstü sesler ve şarkılar gerçekten de ama "Nükhet Duru IV"ü pikaba koyup "Benimsin Diyemediğim" diye başlar başlamaz akan sular duruyor.

"Dik yamaçların selisin, sen benden daha delisin... Şimdi kimlerin kulusun, başını eğemediğim?"

Bu kadarla kalsa iyi. Albüm "Çakır", "Büyüme Çocuk", "İsyan Ettim Hayata", "Sanki Değişmiş Gibi" diye Türk Hafif Müziği'nin en senfonik, en derin yapıtlarıyla devam ediyor.

"Geniş meydanlarda yakılır çıra, Çakır nazlı-nazlı dokunur defe..."

"Büyümeye özenme çocuk, insanlar büyürken küçülürler... Üstleri temizlendikçe içleri kirlenir... Para denir, şöhret denir, aşk denir... Bütün iyilikler menfaatlerde erir...

"O eski sevgililer, hani nerde o aşklar? İsyan ettim hayata, takvimlerin yaprağına..."

"Oda mı soğuk, ellerin mi? Sen misin herkes gibi yalancı gülümseyen? Sanki değişmiş gibi..."

Duru'nun yorumculuğu gittikçe büyüyor, eşsize tırmanıyor bu albümde. "İsyan Ettim Hayata"da 4-5 oktavlık ses aralığında "Gerçek diva benim" diye çığlık-çığlığa haykırıyor sanki. Yıllar sonra "Dolunay" ve "Endülüste Raks"ta yaptığı gibi. (Mariah Carey'de kimmiş dercesine)


Arkadaşlar bazen bana sorarlar "Bu kadar koyu hayranlığının sebebi ne?" diye. Daha ilk albümüyle Türkiye'de üretilmiş en iyi pop müzik albümüne imza atan gerçek bir ses ve yorum virtüözüne hayran olmamak nasıl mümkün olabilir ki, söyleyin" demekle yetinirim sadece. Sözüm tabii ki bu bas-bas bağıran ancak yine de kalp gözüyle bakanların görebileceği gerçeği görenlere. Elbette bu en muhteşem üç albümdeki diğer isimlerin, sanatçının başarısındaki paya değinmeden geçmek olmaz. Cenk Taşkan, Mehmet Teoman, Ali Kocatepe, Timur Selçuk, Onno Tunç, Osman İşmen, Sabahattin Ali ve diğerleri. Hepsi de dallarının en iyileriydi. Ama söyler misiniz bana? 35 yıldır bu ülkeye Nükhet Duru gibi bir yorumcu daha geldi mi? Bu denli içten, sade, derin, sıcacık, yürekten bir ses ve yorum dünyada kaç ses sanatçısında var sorarım size.


"Nükhet Duru 81", "Aşıksam Ne Farkeder", "Benim Yolum", "Geberiyorum", "Mühür", "Bana Rağmen", "Gümüş", "Al Gönlümü Diyar Diyar Sürükle", "İki hayat" ve daha pek çok çalışmasıyla, dev bir yorumcu olduğunu defalarca ispatlamıştır sevgili Nükhet Duru, üstelik ses tekniğini günden güne geliştirerek o eşsiz ses ve yorumundan zerre kaybetmeden, üstüne katarak. Aynı zamanda seçtiği yapıtlarda dinleyicisinin alışkın olduğu kaliteden asla ödün vermeden.


Nükhet Duru'yu neden mi çok seviyorum? O içimdeki şarkı söyleyen Tanrısal ses çünkü. Bir bebek saflığında, duruluğunda ve sıcaklığında. Sadece bu kadar mı? Ben defalarca birebir tanık oldum; Yüreğindeki insan sevgisiyle kimsecikleri kırmayan, şefkat dolu kalbiyle gerçek bir İstanbul hanımefendisi aynı zamanda. Bir konser sonrasında onu kulisinde ziyaret edin; İki eli kanda da olsa güler yüzüyle, samimi ve sevgi dolu sözleriyle karşılayacaktır sizi Nükhet Duru. Dostluğunu, paylaşımcılığını, insan sevgisini kocaman bir öpücükle yanağınıza konduracak, sımsıcak elleri arasına aldığı ellerinizi okşarken, rüyalar kadar derin gözleriyle mutluluk ve yaşama sevinci üfleyecektir yüreğinize gizlice. Hem de bir anne şefkatiyle.

Bu yüzden ona iletmek istediğim tek bir şey var;

BİZİ BİZİMLE BIRAKMA NE OLUR, HİÇBİR YERE GİTME LÜTFEN!

Deniz Bulutöte

28 Nisan 2012 Cumartesi

Nükhet Duru İle Sürgünde Yaşamak


Usul usul kuşatmıştı beni. Teslim almıştı. En güzel baladları o söylemişti. Tüller uçuşuyordu. Kendimi şarkılarının insafına terk etmiş gibiydim. ("size borcum yok anılar... en güzel yıllarımı verdim hepinize...") Puslu bir kadın gölgesi beliriyor aynada. Elinde bir mum. Işığı alttan vuruyor yüzüne, saçları yakamoz ıslağı. Belki de bir yazar için, hangi yaşında kalkışırsa kalkışsın sadece bir kez yapabileceği çok özel bir söyleşiydi bu. Şimdi daha iyi anlıyorum... Hep gizlemiştim. İtiraf etmekten çekinmiştim -kendime bile- bir tutku olmuştu O. ("içimde bir nefes gibi...")

Dahası hiç unutmadığım, yüreğime yerleşip orada çoktan sonrasız hayata kavuşan şarkılarını. Karşıma çıkan her insan da biraz da o şarkıları yedeklememiş miydim zaten? ("Ben gene sana vurgunum...")

Geceye çakılıyorum. Hüzne, karanlığa çakılıyorum ansızın. Bir çift olağanüstü güzellikteki göze çakılıyorum umutsuzca. Yerçekimi olmayan o şarkılara… Nükhet Duru'ya. Düşler serpiliyor omuzlarıma. Ürperiyorum. Hep onu düşünüyorum tanıştığımız akşamdan beri. Hep ondan söz etmek istiyorum. O kadar onunla doluyum ki... (" ...kır dümeni acılarının üstüne, çek ayrılığın sürmesini gözüne/Ya sen beni vur, değsin öldüğüme/Ya da ben gideyim beni alıp sürgüne...")

O yoğun, canhıraş sevgiden, beğeniden, şarkılarından ayıramıyorum gözlerimi. Büyülenmiş gibiyim. ("Dün gece sen uyurken, yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana/İşte bu yüzden, sırf bu yüzden işte, yeni bir isim verdim sana...")

Lunapark, Çakıl, Gar, Aşiyan, Maksim, Bebek Belediye Gazinolar'nın neonları alıyor gözümü. Derken, Rumeli Hisarı. "Merhaba Müzik", "Saz Mı Caz Mı", "Cahide","Yedi Kocalı Hürmüz" müzikalleri... Şan Tiyatrosu'nun açılış gecesi. Cemal Reşit Rey piyano çalıyor. Nükhet siyah tuvaletiyle bir yıldız yağmuru altında. ("...yaşamımın gizini vereceğim sana...")

"Cahide"de gerçek bir grande-dame, bir primadonna'ydı. Duruşu, sesi, makyajı, güzelliği, üstün yorumuyla.

Cahide'ye mi, Nükhet'e mı aşık olmuştum? Artık ne önemi var. Bir gecede ezberlemiştim müzikalin tüm şarkılarını. ("İşte bir sahne, bu bir piyes ya da dekor, bir aktis ya da kulis.. Kimbilir?")

Plaklar, ödüller, konserler. ("Sanırsın demin o değildi sahnede, devleşen başka biriydi/ Kırmızı, yeşil ışıklarla az önce koskoca bir senfoniydi...")

Manolya küskünlüğündeydi buğulu bakışları.

Kimseye hesap vermemiş, bütün hesaplarını kendi ödemiş, şarkılarını kendince seçip söylemişti. Alışılmışa gönül indirmemişti hiç. Bu nedenle eskimemişti şarkıları zaten. Klasikleşmişti. Dahası, plastik sansayonların olası fırsat rantından da uzak kalmıştı her zaman. "İşte hayat, bak ben buradayım," diyebilmişti...

Ajda'nın yerli beste okumaya karar verdiği yetmişli yılların ilk yarısı. Mehmet Teoman ve Cenk Taşkan’ın "Beni Benimle Bırak" şarkısı önce Ajda'ya öneriliyor. Pek ısınamıyor melodiye Ajda ve şarkı Nükhet'e kalıyor.

Lunapark Gazinosu’'da Zeki Müren ve Ajda Pekkan ile çalışmakta o yıllarda… İlk plak. Hemen ardından, "İki Gözyaşı", "Yıldızlar", "Kulis", "Melankoli", "Sevda", "Nadide", "Büyümeye Özenme Çocuk", "Deprem", "İyi Oldu Gemediğin".

* En güzel şarkı sözleri seninle başladı, diyebilirim. Sabahattin Ali, Murathan Mungan, Korhan Abay'ın dizelerini de okudun.

- Şiirsel şarkılar diyorum ben onlara. Kesinlikle havaya uçan şarkılar söylemedim. Böyle bir şey yapsaydım, tirajı en yüksek şarkıcılardan biri olurdum inan Pınar. Söylediğim her şarkının melodiyle bütünleşmesine, tortusunun yıllarca kalmasına özen gösterdim sürekli.


* Her şarkıda ayrı bir Nükhet vardı sanki. Dişi, sıcak, küskün, neşeli, isyankar, en güzel yenilişleri haykıran bir kadın. Farkında mısın, her şarkıyı yaşar kıldın yorumlarken...

- Şarkılarımı teatral biçimde sunmaya çalıştım hep. Öyle dümdüz okumadım hiçbirini. Örneğin, "İspanyol Meyhanesi"ni sahnede yorumlarken o kahredici, o kanatan acıyı, o coşkuyu hissediyordum her defasında. Tam yüreğimde hissediyordum.

Durmadan anlatıyor. Soluksuz dinliyorum. Şimdi nasıl söylesem, neredeyse yüzyıllık yalnızlığımı yıkan o şarkıyı ilk dinlediğimde yaşadığım hüznü? ("Senin olan hiçbir şeyi kırıp atmadım/Resimleri, mektupları yırtıp atmadım/Yastığımda hala bir tek saçının teli/ O gün bugün yatağımda sensiz yatmadım/Nasıl unutursun sendeki beni/Nasıl olur aramazsın sendeki beni / Gözüm gibi saklıyorum bendeki seni / O gün bugün hiç kimseye dönüp bakmadım...")


* 1980'lerin hemen başında "Carmen" müzikali gelmişti. Bir hayli olumsuz eleştiri almıştı hatırladığım kadarıyla...

- Daha önce de söylediğim gibi, "Carmen"in sahneye konuşu ve genel rol dağılımıydı sorun olan. "Şen Sazın Bülbülleri"nin ardından, Şan Tiyatrosu'nda Bizet'in "Carmen"i ağır geldi doğal olarak. Çok çalışıldı, emek verildi ama Başar Sabuncu'nun bu epik tiyatro denemesi olmadı. Benim hep savunduğum, eğer "Carmen"in müziklerini Atilla Özdemiroğlu yapsaydı ve Türkiyeli bir "Carmen" yaratabilseydik, çok uzun süre sahnede kalabilirdi. Gerek dansları, gerek müziği fazlasıyla sofistike bulunmuştu. O günlerde eseri sahiplenişim ve rolümde gösterdiğim başarı hayli tartışılmıştı, hatırladığın gibi.


* "7’den 77'ye Müzikaller"i de izlemiştim. Nefis bir sahne vardı. Adile Naşit ile bir örnek giysiler içinde meşhur "Hello Dolly"i söylediğiniz.

- Çok şekerdi değil mi...


* Ve "Yedi Kocalı Hürmüz"... Ayfer Feray, Ayten Gökçer ve hatta Türkan Şoray'dan sonra cesaret isteyen bir projeydi. Ürkütmedi mi seni?

- Hayır. Böyle şeyleri oldum olası çok seviyorum. Kendimi ispatlama fırsatı buldum. Farklı bir Hürmüz oynuyoruz daha güncelleşmiş bir Hürmüz. Tiyatro devam edecek tabii.


* "Düşkünüm Sana" sinemada son filmindi.Yeniden sinemaya nasıl bakıyorsun?

- Tekrar sinema yapacaksam, çok iyi bir senaryo olmalı öncelikle. Ticari değil, iyi bir film olsun, yani söylenecek sözüm, bir nedenim olsun istiyorum. Acelem yok.


* Anılarını yazmakla da mükellefsin bence.

- Evet, böyle bir düşüncem var. Herşeyi, kırgınlıkları, küskünlükleri, tökezletenleri, yeniden başlamalarımı. Benim toparlamam lazım. Yoksa yerime başkaları gerçek olmayan şeyler kurgulayabilir. Haklısın Pınar, bir döneme tanıklık etmem gerekiyor. Mecburum buna.


* Kendine objektif olarak bakabiliyor musun?

- Şimdi şimdi, diyebilirim. Eskiden hiç bakamıyordum. Belli bir olgunluk gerekiyor kuşkusuz. Belli ölçüleri aşmış olmak gerekiyor. Kişinin öncelikle yaptıklarından, başarılarından etkilenmemesi gerekiyor. Alıştığından kolay vazgeçen biri değilim. Evet, kesinlikle bir saantçının yaşamını sürdürebilmesi için sosyoloji bilmesi şart. Hangi zamanda, hangi şarkıyı çıkarması gerektiğini örneğin.

- Elbette çok şanslıyım, sahneden kazandığım için, kasetten gelecek para beni bağlamıyor. İstediğim şarkıları seçip okuyabildim.

- Doğru, şansımı ben yarattım, diyebilirim. Ve yarattığım şanslarımda beni destekleyen, yardımcı olan dostlarımı hep yanımda buldum. Bulabildim. Şöyle geriye baktığımda, sanat yaşamımda kösteklenmeye daha bir açıkmışım sanki, diye düşünüyorum. Hayli nasibimi aldım bu tür engellemelerden, kıskançlıklardan. İnatçıyım ama, kolay vazgeçen, pes eden biri değilim. Her defasında yeniden başlayabilirim. Yarın her şeyimi yitirsem yine en başından başlayabilirim. Bu gücüm var.

Geriye kalanı yazdım. Belki de hepsi tozlanmış, çizilmiş anılarımızdan bir türlü silemediğimiz, şimdilerde sadece yüreğimizde çalan plaklara kulak verdim yeniden. Yazımı noktalamadan önce tek bir şey istedim: "Beni benimle bırak"masını. Artık yağmur yağabilir, düşlerim yalnzılık olarak geri dönebilirdi.

Işıklar karardı birden. ("...oyun bu gelip geçer/Bellidir bütün roller/Mucizeler peşinde koşmak ziyan keder/Kimi zaman ağlarız, kimi zaman güleriz... Ölümün adı tören, yaşamak bir şölen...") Tanımıştım bu sesi; Cahide’ydi."Hayır, ben Nükhet," diye fısıldadı gülümseyerek. Yüzüne baktım. Saçları yakamoz ıslağıydı. Güzeldi. Çok güzeldi. Soluk kesecek kadar...

Gözlerinde hep o manolya küskünlüğü... Sustu. Bir şey düşünür gibi. Bir şey arıyor gibi. Bir şey söyleyecek gibi, sustu. O an, gelinliği içinde Hürmüz'ü ayrımsadım salonun tam girişinde. ("A kınası bol elim, sen neler, neler gördün. Kaç sandık dolu çeyiz, kaç güvey, kaç düğün..."). Nükhet Duru ile en son bir Tv programındaydık. "Adı Diğer Kadın" adlı kitabımı konuşacaktık. Kameralara, tv stüdyolarına alışık olmama rağmen, itiraf ediyorum Nükhet Duru ile karşılaştığımda bir an titredim. Sanki tüm sözcükler uçup gidiverdi aklımdan. Kısa bir şok diyelim. O kadar güzel, o kadar güzeldi ki Nükhet. Bu güzelliğin sürgününde buluverdim kendimi. Yüzünde bahar tazeliği, bakışlarının derinliklerinde açıklı, koyulu binbir meneviş kaynaşıyordu ve gözleri, yıldız sağnağına tutulmuş bir gece gibi aydınlık ve füsunlu, insanı şaşırtan, tatlı bir tebessümle bakıyordu...


Pınar Çekirge
mavi-nota.com
29.06.2006

Ben Eşittir Nükhet Duru!

Nükhet Duru hayranları Nükhet Duru'yu neden çok sevdiklerini anlatıyorlar. İlk Nükhet Duru hayranı Binses Sali.

(Siz de Nükhet Duru'ya olan hayranlığınızı dile getirmek istiyorsanız, halilkandok@mynet.com adresine mektup yazabilirsiniz)

Öyle alışmışım ki ben Nükhet Duru'ya ve onun hep içimde oluşuna... Bazen düşünüyorum "O olmasaydı ya da ben başka birinin hayranı olsaydım, şimdi nerede, nasıl biri olurdum?" diye. Çok eksik olurdum, sadece onu biliyorum.
 
Anneannem, "Nükhet hanımı gördüğüm zaman, seni görmüş gibi oluyorum." der bana.
 
Bir arkadaşım da, "Sen eşittir, Nükhet Duru" demişti. Çok mutlu olmuştum o zaman; 14 yıl sonra da olsa Nükhet Duru sevgimin öyle gelip-geçici bir şey olmadığının farkına varılmasına, tıpkı Nükhet Duru gibi kalıcı, sonsuz, en içten, en derinden ve değil kolay-kolay, ne olursa olsun vaz geçilmez bir sevgi olduğuna...
 
Varsın Nükhet sevenler çoğunluk olmasın, hatta ve hatta bir avuç olsa bile olur. Nükhet Duru'yu anlamak zordur, emek ister çünkü.
 
Ben sadece dünyanın en özel, sevilmeyi en çok hak eden insanını sevdiğim için bile kendimi özel hissediyorum.
 
Binses Sali

Zerrin Özer, Nükhet Duru, Sibel Egemen, Nil Burak ve Nebahat Çehre

NÜKHET DURU BÜROMUZDA

Bu fotoğraf daha da eski... Arkasına tarihi not etmişim: “13.Şubat.1980.Çarşamba”... Yankı Dergisi’nin Ankara Konur Sokak’taki bürosu... Nükhet Duru, muhtemelen o dönem bizim dergide çalışan Hıncal Uluç’u ziyarete gelmiş; büronun erkekleri de zevkten dört köşe Duru’yla resim çektirmiş. En soldaki mini minnacık hocamız Nihat Subaşı... Hepimiz nasıl da mutlu görünüyoruz. Benim de ağzım kulaklarımda... 12 Eylül’e 7 ay var şunun şurasında... 7 ay sonra, fotoğrafta sağda görünen haritanın altındaki teleksten darbe haberini geçeceğiz bütün dünyaya...

Can Dündar arşivinden

26 Nisan 2012 Perşembe

Nükhet Duru İçten Bir Gülüştür



Neden Nükhet Duru?

Blogları ilk keşfettiğimde, açtığım ilk bloglardan biriydi Nükhet Duru Fan Club. Amacım ilk etapta Nükhet Duru hayranlarını biraraya getirmekti ama asıl amacım ona, onun müziğine olan hayranlığımı, sevgimi herkesle amatörce paylaşmaktı. Keşke hak ettiği gibi profesyonelce anlatılabilseydi Nükhet Duru onu anlayamayan dünyaya, ama hiçbir şey yapmamaktan iyidir sevgi adına çabalamak.

Onunla ilgili yazdıklarım beklentisiz ve çıkarsız, müziğiyle beni mutlu etmesinden dolayı sadece teşekkür mahiyetindedir. Sanatçıya da toplu teşekkürün hiçbir motive etkisi olmayacağı için de zamana yayılması taraftarıyım. Eğer onun müziklerini dinleyip mutlu oluyorsam, bunu dışarıya yansıtmalıyım, yansıtmalıyız geri dönüşüm olarak ki, tekrar bizi mutlu edebilecek üretime geçebilsin sanatçı.

Samimiyetin, içinde yaşanılan çıkarcı kültür şekillerine koşullandırıldığı dünyamızda, özgünlük yapay gelebiliyor ve senin içtenliğin yapay-yapmacık bulunabiliyor. Oysa insanlarımız hepsi birbirine benzemeye başlamışlar ve kendilerinin kim olduklarını sorgulamaktan aciz hale gelmişler. Dayatılan yaşam şekillerinin doğruluğuna inandırıldıkları için de, kendisi olabilen doğal insanlara yabancı kalınmakta ve onlar anlaşılamamakta.

Kitle denilen şey çoğunluktur ve ideolojilerin peşine takılıp sürüklenebilirler doğruluğunu, yanlışlığını araştırma yetisinden yoksun bırakıldıkları için. Aslında doğruyu-yanlışı fark etseler de, "çoğunluğun" dışında kalmamak için, belli kalıplar dahilinde hareket etmek zorunda kalırlar. Kısaca heterokapitalist-yani sömürgeci erkek egemen sistemde, insanlar kendileri olamamakta, kendileri gibi içten bir şekilde sevememektedirler. Bu aşkta da böyledir, sanatta da böyledir, yaşamın her biriminde ve döneminde de böyledir.

Özgün, kendin, içten olursan yalnız bırakılacağın ve kendin olmanın savaşını vermek egemen sistemlere karşı kolay olmadığı için, bazıları özgünlüklerini, içtenliklerini dışarıya yansıtmazlar, kendi dünyalarında yaşarlar. Bunun için iç dünyalarda yaşanan samimiyetleri harekete geçirmek adına, bunu yapabilenlerin çabası şarttır. Zaten bazıları çoğunluğa dahil olmayı "ölüm" kabul ettiği için, dışlanma pahasına kendi olmayı-özgün olmayı tercih ederler. İç dünyasında da kendisiyle çatışmamak için kendisini olduğu gibi yansıtmadan duramazlar.

İşte Nükhet Duru sevgisi de benim için böyle bir şey. Samimiyete uygun olarak, samimi birisinin sanata samimi katkılarına, samimice karşılık vermek. Ben samimiyetten daha cesur bir davranış şeklinin olabileceğine ihtimal vermiyorum. Samimiyetsiz bir dünyada, samimi-doğal-kendin olmak o kadar kolay olsaydı, sevgi olurdu, dostluk olurdu ve bu paralelde yaşama dair özgün bir sanat olurdu. Çünkü yaşamak başlı-başına bir sanattır ve bunu doğru, faydalı, edebi ve estetik bir şekilde yorumlayabilen ancak gerçek bir sanatçıdır. Yapılan iş insana yol gösterebilmeli, insanı terbiye edebilmeli, yontabilmeli, insancıllaştırabilmeli, duyarlılık adına bir adım öteye götürebilmeli, düşündürebilmeli. Bunu da felsefi alıntılarla göz boyayarak değil de, duyguyu geçirerek yapabilmeli.

Düz, duygusuz ve estetik olmayan işler bana anlamlı gelmiyor ve anlamı olmayan bir şeyle de etkileşim halinde olmayı zaman kaybı olarak görüyorum kısa dünyada. Hayatı edebi ve estetize bir şekilde yaşamak için, biraz sınırları zorlamak, biraz öğrendiklerimizi, koşullandırdıklarımızı sorgulayıp onun dışına çıkabilmek gerekiyor.

Aynı tatta yaşamak, ne kadar yaşamaktır acaba? Farklılıklara yabancı kalmak bütüncül bir yaşamdan kendini soyutlamaktır, bu da tam anlamıyla bir yaşamak değildir. İşte Nükhet Duru tekdüze müzikal bir yolculukta, en farklı ses ve yorumdur. Düz bir ses ve yorumla uzaktan-yakından alakası yoktur. O yüzden keşfi zordur bayağı. Ama keşif yolculuğuna çıkınca da heyecan hiç bitmez. Çünkü onun müziğinde her dinleyişte farklı farklı duygular keşfedersin. Çünkü o her şarkının her kelimesine binbir anlamak katarak söylemiştir. Aynı kelimeyle hem hüzünlenir, hem isyan eder, hem hesap sorarsın, hem de olanlardan şikayetçi olmak yerine aklına başına toplayıp yoluna devam edersin, hayata kuşbakışı bakıp daha olumlu, yapıcı yaklaşabilirsin, tebessüm edebilirsin.

Bu yazı, Nükhet Duru'yu ilk gördüğünde içtenliğine vurulan ve hayran olan, ona olan sevgisini içinde biriktire-biriktire büyüten ve herkesin popstarların peşinde koşarken onun niye Nükhet Duru'yu sevdiğini sormamaları için ona olan sevgisini hep içinde saklayan bir Nükhet Duru hayranı için yazılmıştır.

24 Nisan 2012 Salı

Nükhet Duru'yla "Hayat"a Dair


Albüm kapağınızdaki fotoğraflarda elinizde siyah güller var. Neden?

- Fotoğrafçı Mehmet Turgut, “Beni Sil Beni Geç” adlı şarkımı üç gün dinledikten sonra böyle bir şey yapmaya karar verdi. Kadın “beni sil, beni geç” diyor ya, artık onun gözünde güller de siyah olmuş.


Mehmet Turgut’a yansıyan bu duyguya siz de katılıyor musunuz?

- Evet... Bence insanın hayatta en korkması gereken şey, kendi gözünden düşmesi. ınsan her türlü utanca dayanabilir ama kendi kendisine mahcup olması ve buna da sevdiği insanın şahit olması çok zor. Bu yüzden kadın orada, “Biliyorum bütün bunları yapacaksın, o yüzden beni sil, beni geç” diyor. Mete Özgencil çok güzel, sağlam bir duyguyla anlatmış. Ben de böyle sağlam sözleri söylemekten hep mutluluk duydum. Bundan yıllar önce “Beni Benimle Bırak” demiştim. Meselelerini kendi kendine halleden, acılarına kimseyi ortak etmeye çalışmayan bir kadın ya Nükhet Duru, bugün de bir şey değişmedi. Ne diyor Nükhet Duru, “Beni Sil Beni Geç”...


Yani yaşama amacının zevk almak ve mutluluktan ibaret olduğunu savunuyorsunuz...

- Aynen. Gönlünün gerçekten istediği ve mani olunamayan duygular, yaşanmalıdır. Etrafına zarar vermeden, kendi bedelini ödemek üzere, yaşanmalıdır. Ben hep istediğim şeyi yaşadım. Hayatta istemediğim bir şeyi yapmadım. Güvenilirliğimi de böyle elde ettim. Hiçbir zaman tehlikeli biri olmadım. Yani sağ gösterip sol vuran bir kadın olmadım. Hep çok şeffafımdır.


Peki hiç Nükhet Duru, Nükhet’in gözünden düştü mü?

- Hiç... En büyük mutluluk kaynağım bu. Bir ömür denilecek kadar uzun bir meslek hayatım var. En çok buna özen gösterdim. Yani kalp kırmamaya, kötülük yapmamaya, kimseye mani olmamaya çok özen gösterdim.


Özel hayatınızda bir kadının kalbini kırdınız mı?

- Sanmıyorum. Ama benim kalbim çok kırılmıştır. Bununla ilgili de kendimi suçladım. Nasıl suçladım? “Sen fırsat verdin” dedim kendime. O yüzden asla kendi gözümden düşmedim. Vicdanım çok rahat. ıçimde çelişki yok, huzurluyum.


Albümde “Hayat” adlı bir şarkınız var. Çok ironik bir şarkı bu...

- “Hayat”, aslında herkesin durumu çakozladığı fakat bir türlü kondurmak istemediği şeyleri anlatıyor. şarkının içinde şöyle bir ironi var; biz bu zamanı bir telaşe ile geçiriyoruz ama asıl yapılması gerekeni giderayak anlıyoruz. ışte şarkı tam da bunu anlatıyor.


Nedir asıl yapılması gereken?

- O anın, o doğumun, o ölümün farkına varmak ve ilahi adaleti, doğanın kanunlarını kabul etmek. Ve bunun keyfini çıkarmak.


Siz doğanın kanunlarına hiç karşı çıkmadınız mı?

- Hayır, hiç çıkmadım. Ben neden böyle sakin, kararmamış bir insanım biliyor musun? Olayları olduğu gibi kabul ettiğim için. Hiçbir şeye de artık eskisi kadar şaşırmıyorum. Aslında ben Kızılderililer gibiyim Sema...


Nasıl yani?

- Yani mevsim, gün, cemre vs gibi şeylerin hepsini bedenimde, ruhumda yaşıyorum. Hissediyorum. Çok tuhaf yani... O yüzden de hiçbir şey şaşırtmıyor beni...


Bu arada “Erkeklerin yüzde 60’ı gay” dediniz, ortalığı da bir güzel karıştırdınız...

- Ben hiçbir insan şekline karşı değilim. şimdi bütün gazeteciler bana, “Sevgiliniz var mı, hep yalnızsınız, aşk yok mu?” diye soruyor. Sonunda ben de onlara, “Ben iki kere evlenip boşanmışım, benim bir çocuğum var, bunu hiç evlenmemişlere sorsanıza, bana niye soruyorsunuz. Kaldı ki, bizim camiamızda gay olmayan birine çok sık rastlanıyor mu?” dedim. Söylediğim bu. Olay nerelere geldi! Yüzdeler savaştı! Benim bunun istatistiğini yapacak ne vaktim ne de bilgim olabilir. Biri demiş ki, “Erkeklerin yüzde 40’ı gay”. O ne zaman ölçtü acaba? Ama geçen gün Hülya Avşar’ın programına bir bilim adamı katıldı, “Türkiye’de gay erkek sayısında yüzde 12 artış var” dedi.


Ciddi bir artış rakamı bu, değil mi?

- Ama bu bir şaka... Bu doğanın bir şakası. Hangi ruhun hangi bedende geleceğini bilemiyorsunuz ki! Ruh başka şeyler istiyor. Ben genç kızlar için üzülüyorum...


Son zamanlarda herkes umreye gidiyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

- Camiye gidip dua etmek de aynı huşu gibi geliyor bana. Umre olayını, bir tarafı turistik, bir tarafı o ambiyansı içine sindirmek diye adlandırmak isterim. Gençliğinde bütün haltları ye, 40’ından sonra umreye git. Böyle bir din yok! Giden ablaları kızdırmayayım ama böyle bir şey yok. ıbadet, kendini bilmeye başladığın andan itibaren devreye girmiş demektir. “Beni affet Tanrım” demek için ya da kendim için bir şey istemek adına namaz kılmak yerine, insan kalbi kazanmak ve ihtiyacı olanlara bir şeyler aktarmak çok daha değerli. Yoksa 25 vakit namaz kılayım, etrafımdaki insanlar mutsuzsa, ben nasıl mutlu olabilirim ki?

05 Mayıs 2010
Gecce'den alıntılanmıştır.

Nükhet Duru'nun "Melankoli" Albümü CD Formatında Neden Yok?


Ve ben "Melankoli" gibi olağanüstü bir albümün orjinaline, telif haklarını elinde bulunduran şirket ve sahibi hala faaliyette olmasına (1 Numara Plak - Ali Kocatepe) ve engellere (Nasıl bir engelse) çıkaracağını söylemesine rağmen (Üstelik Nükhet Duru'ya dair elinde ne varsa çıkaracağını söylemişti) CD formatında piyasaya sürülmediği için sahip değilim ne yazık ki. Bırakın CD'yi, internet üzerinde dijital olarak satışı bile yok.

Ancak teknoloji-internet sayesinde, Ali Kocatepe'nin piyasaya CD olarak sürdüğü "Nükhet Duru Klasikleri" toplamasında yer alan "Melankoli" albümü şarkılarının üzerine, bazı müzik forumlarında yayınlanan 45'lik plak kayıtları ve TRT'de yayınlanan nostalji proğramlarından Youtube'a yüklenen kliplerden dönüştürdüğüm mp3 formatlarını ekleyerek bu albümü bir bütün olarak dinleyebildim.

Sonra da Nükhet Duru'yu kimse gerçek anlamda bilmiyor diye şikayet ederiz. Günümüz insanları nasıl tanıyacak peki Nükhet Duru'yu? Herkesin İstanbu'a gidip sahaflardan veya internet üzerinden alış-veriş yöntemiyle plakları edinme imkanı var mı acaba? Edinse bile nerede dinleyecekler bu plakları? Pikap mı üretiliyor, üretiliyorsa nerede satılıyor?

İnsanlar yeni bir şeyler beklemek yerine, önce gerçek müzik adına yapılmış işleri keşfetmek ve eski üretimlerin tekrar piyasaya verilmesi için müzik şirketlerine baskı adına biraz çaba sarf etseler hem müzik adına, hem de müziğin ayakta kalması için ticari piyasaya katkı sağlamış olurlar.

Müzik satmıyor artık deniyor. Ben şahsen günümüz "cıstak"larını arşivime sokarak kalabalık oluşturmak istemiyorum. Almadık mı, aldık. Ne geçti elimize müziği bitirmekten başka? Şirketler cebini düşünüp piyasa işi yaptı, bize kakaladılar, sonra hem müzik, hem de müzik şirketleri iflas etti. Gerçek müzik yapmak isteyenler de imkanları doğrultusunda bir şeyler yapmaya çalıştı, yapamayanlar da köşelerine çekildi. Sonra da "Nükhet Duru niye albüm yapmıyor?" diyoruz. Yapsa ne olacak? Arkada söz, müzik, düzenleme ve ekonomik imkanlar olmayınca, 3-5 kişi için yapılan müzikle kaç albüm yapabilirsin, nereye kadar yapabilirsin dünyanın en iyi sesi ve yorumcusu olsan bile? Masrafları karşılayacak kadar bile talep olmazsa, elbette insanın şevki kırılır.

Nükhet Duru'dan yeni albüm beklemek yerine, bence işe gerçek müziksever olmakla ve müzik şirketlerinin piyasa işlerine sırtımızı dönerek başlamalıyız ve talep etmeliyiz iyi müziği. Ne kadar Nükhet Duru hayranı varsa Ali Kocatepe'ye herhangi bir şekilde ulaşıp mesaj göndersin Nükhet Duru LP'lerini CD formatında basması için. Akşama kadar neler yapmıyoruz, iki satır Ali Kocatepe'ye mesaj yazmak mı zor geliyor? Bu kadar hazırcı olmayalım. Herhalde o da, o kadar baskıya dayanamayacağı gibi, bu kadar talep olduğuna göre müzik adına bir fedakarlık yapacaktır sanırım. Facebook'a giriyorsunuz nasıl olsa, facebook'un arama motoruna Ali Kocatepe yazın, "şırak" çıkıyor karşınıza. Ben yazdım ve cevap geldi Ali Kocatepe'den. Sıkıştırmak Nükhet Duru hayranlarına kalmış artık. Hayatta istemeden hiçbir şey olmaz çünkü.

Nükhet Duru 90'lı yılların sonuna doğru "Bir Nefes Gibiler" albümüyle eski şarkılarını yeni düzenlemelerle yeniden yorumladı ama demek ki tanıtım için yeterli bir yöntem veya yeterli düzeyde düzenlemeler değildi ki beklenen etkiyi ve de tanıtımı yapmadı. Çünkü 70'lerin sonu ve 80'leirn başındaki düzenlemelerin samimiyeti ve orjinalliği yeni düzenlemelerde yok. Neden hala eskiden yapılan şarkıları heyecanla dinleyebiliyoruz? Sağlam düzenlemeler olduğu için.

Hakan Eren Nükhet Duru'nun "81" ve "Aşıksam Ne Farkeder" albümlerini bir CD'de birleştirdi ve temiz kayıtlarla o dönemin iki Nükhet Duru albümüne ulaşabilmiş olduk onun sayesinde. Yani ayrı-ayrı masraflıysa iki albümü bir CD'ye basarak da kolaylaştırılabilir işler. Her şeyi de Hakan Eren'den beklememek gerek değil mi?

"Benim Yolum" albümünün telif haklarının "Avrupa Müzik"e geçtiğini duydum, telefonla aradım doğruladılar ve CD olarak basacaklarını söylemelerine rağmen, hala ses-seda yok. Hakan Eren "İnşallah" demişti, demek ki haklıymış. Müziği gerçekten yürekten sevmeyince, maddi-manevi bir çıkarın yoksa, bu işler sanat adına bile olsa yapılmıyor, bir çok şey sözde kalabiliyor. Zaten "biz"de "sanat" demek "çok satan" demek "tiraj" demek. Yoksa ne sanatçı sayılırsın, ne de müzisyen, bitiksindir!

Nükhet Duru'dan yeni albümü benden çok isteyen olamaz ama ben önce Long Play döneminin CD formatına aktarılarak hem Nükhet Duru'nun sesi ve yorumunun herkese duyurulmasını,  hem de eserlerinin müzik adına kalıcı hale getirilmesini isterim.

Burada kimlere ne yapmak düşer bilmiyorum ama gerçek Nükhet Duru severlerin sevgisi ve talebi belirleyici olacaktır. Adamın pikabı vardır ve istediği kadar dinleyebiliyordur Nükhet Duru'yu ama bu gerçek Nükhet Duru severlik değildir ki. Nükhet Duru'yu sevdirebilmektir gerçek Nükhet Duru severlik, hazırcılık değil.

Unutmayın ki bu albüm müziğin en iyi şarkılarını barındırmaktadır. Bu ülkeyi boş verin dünyada "Ben Gene Sana Vurgunum" gibi bir şarkı var mıdır? Herkes zevkine, keyfine göre cevap vermesin, gerçek müzik adına cevap versin. Bu albümü bilmeyen, dinlemeyen, hele Nükhet Duru'yu tanımayan bence gerçek müziği bilmiyor demektir.

İnsanlar müziksever geçiniyor ama daha "Ben Gene Sana Vurgunum" şarkısını duymamış veya Korhan Futacı'dan duyuyor ama bu şarkının ilk yorumcusunun Nükhet Duru olduğunu bilmiyor.

Ajda Pekkan manyağı arkadaşım mesela Türk Pop Müziği'nde ilk 20 albüm arasına bir tane Ajda Pekkan albümü sokamıyor. Yani müziğin starı sayılan bir şarkıcıdan bir tane bile gerçek müzik adına bir iş çıkmıyor. Demek ki gerçek müzikle, piyasa işi eğlence müziğini birbirinden ayırt etmek gerekiyor, herkesin yaptığına müzik dememek gerekiyor. Ama Ajda Pekkan'ın da boxset'i var. Mesela ben de Madonna'ya bayılıyorum ama müziğine değil, şovuna. Buna rağmen bütün albümlerini piyasada bulabiliyorum. Ayıp değil mi peki Nükhet Duru'ya yapılan? Bu ayıptan kim sorumlu peki? Herkes kendine pay çıkarsın bence.

Daha önce de bahsettiğim gibi, yonca-monca herkes kategorisini istediği şekilde oluştursun ama Nükhet Duru'yu piyasa popuna alet etmesinler.

23 Nisan 2012 Pazartesi

Müziğin En Güzel Albümü Nükhet Duru'dan "Melankoli"


Ben Nükhet Duru'nun en çok "IV" albümünü seviyorum  ama en güzel albümü "Melankoli". Bu albüm ayrıca gelmiş-geçmiş müzik dünyasının en güzel albümü. Yayınlandığı dönemde her üç evden birine girmiş bu albüm. Tek-tek bütün şarkıları dinliyorum ve hiç kimsenin en iyi şarkısı bile bu şarkıların hiçbirinden daha iyi değil. Şarkıların sözlerinden düzenlemesine, müziğine kadar 10 üzerinden 10'luk kusursuz bir albüm.

Albümü dinlerken müzik dinlemiyorsun sadece, duygusal anlamda teslim oluyorsun, olmak zorunda kalıyorsun, duygudan duyguya sürükleniyorsun.

"Melankoli", "Haykırıyorum", "Yıldızlar", "Hayat Umutla Başlar", "Bir Daha Asla", "Anılar", "Harp ve Sulh", "Bir İnsan Doğdu" ve "Cambaz" hepsi de muhteşem ötesi şarkılar ama "Ben Gene Sana Vurgunum" bambaşka bir şey. İnsanın kanını donduruyor dinlerken. İnsanı lime-lime enine doğrayıp, sonra bir de dikine doğruyor sanki. İnanın ölmek zorunda kalsam, bu şarkıyı dinlerken ölmek isterim. Zaten dinlerken kendimden geçip ölü gibi olduğum, hayattan koptuğum için, hiç acı çekmeyeceğimden eminim.

Nükhet Duru'nun Mayıs Ayında Çıkaracağı Albümünde Kimlerden Şarkı Var?


http://www.nukhetdurufanclub.com/ sitesine göre Nükhet Duru'nun Mayıs ayında çıkarmayı planladığı yeni albümünde Sezen Aksu, Şehrazat, Sıla Gençoğlu, Abulans Grubu ve Ahmet Kaya'nın şarkıları yer alıyormuş.

Nükhet Duru - Meydan Pazar

Nükhet'in Dönüşü

22 Nisan 2012 Pazar

Nükhet Duru Dışında Hiç Kimse Kesmiyor Beni


Eskiden soprano sesleri çok severdim, hala da seviyorum opera tarzını çok sevdiğim için ama son yıllarda seste duygu aramaya başlandım. Yaş ilerledikçe insan daha bir duygusallaşıyor sanırım.

Eskiden hiç sevmediğim Bruce Springsteen'i çok sevmeye başladım mesela. Leonard Cohen'e bile yüz vermezdim eskiden. Ondan öte ben erkek sesine tahammül edemezdim. Caz müziğinin Ella Fitzgerald gibi daha popüler ve Sade Adu, Basia gibi Pop Caz tarzını dinleyebilirdim en fazla. Şimdilerde Aretha Franklin, Nina Simone, Billie Holiday gibi insanın içini acıtan sesleri severek dinliyorum. Aslında o kadar çok ses dinliyorum ki o an bayıldığım ama yapım gereği hep yeni bir şeyler, yeni sesler keşfetmeliyim. Müzik dünyası da o kadar geniş ki, hep keşfedilecek birileri oluyor. Ama dinlediğim seslerde bir yaşanmışlık arıyorum ve o yaşanmışlığın duygusunu sesiyle, yorumuyla bana geçirebilmeli sanatçı. Mesela transseksüel şarkıcı Anthony Hegarty'yi dinlerseniz ne demek istediğimi anlarsınız.

Ama hepsini gün gelip tüketiyorum ve dönüp-dolaşıp Nükhet Duru'ya geliyorum gene. Neden mi; Çünkü onun sesi ve yorumunda heyecan hiç eksilmiyor. Hangi sanatçı değil, hangi Nükhet Duru söz konusu benim için. Çünkü içimdeki tüm duygularla örtüşebilen tek ses ve yorum Nükhet Duru benim için.

Onu dünyada en çok seven ben olduğum için kendimi şanslı hissediyorum ama gene de onu bütün dünyanın anlamasını çok isterdim. Çünkü hep diyorum ya, hayatın, yaşanmışlığın ta kendisi o. Neşe, hüzün ne istersen onda var ama en derininden, en duygusalından, en samimisinden.

Şu anda Nükhet Duru'nun "IV" albümünü dinliyorum ve kararım kesin artık. En çok bu albümünü seviyorum ama şu anlık!

"İsyan Ettim Hayata"ya bayılıyorum. "Sanki Değişmiş Gibi" çok bomba. Bugünlerde bu iki şarkıya taktım kafayı zaten. "Benimsin Diyemediğim" en klasiklerimden. "Şüphe Ediyorsun" benim salsa şarkım. Bu şarkı yeniden gündeme getirilse, yemin ediyorum bütün dans şarkılarının ağzını-burnunu kırar. "Çakır" ve "Deprem" en büyük senfonilerim. Mesela "Çakır" duygularımın marşı gibi bir şey. O kadar çok sevdiğim şarkısı olmasına rağmen en çok dinlediğim Nükhet Duru şarkısı "Çakır " desem... "Deprem" desen, bir aşkın şiddetini anlatabilecek başka bir ifade, başka bir doğa olayı olabilir mi? İfade derken de sadece sözden bahsetmiyorum, o duyguyu hissettirebilen ses ve yorumdan bahsediyorum. Duygusuz bir ses "deprem" dese ne çıkar, "fırtına" dese ne çıkar. "İyi Oldu Gelmediğin" hayatımın şarkısı; Gelmezse gelmesin yani. Her işte bir hayır vardır! "Nerede O Eski Şarkılar", "Büyüme Çocuk", "Ben Bir Kadınım" da hayata dair albümün hediyesi. Daha ne isteyebilirim ki?

Nükhet Duru ile ilgili yazdıklarım üzerinde düşünerek, kurgulayarak yazdığım şeyler değil. Şarkılarını dinlerken o an bana hissettirdiği duyguyla alakalı ve hiç değiştirmeden yazdığım şeylerdir. Duygularımı harekete geçiren ses ve yorumu olan bir sanatçımız olduğu için çok şanslıyım aslında.

17 Nisan 2012 Salı

Türk Pop Müziği'nin En Klasik Şarkısı: Beni Benimle Bırak



Gün olur da belki bir gün benden bıkarsan

Gün gelir de hani bu evden çıkıp gidersen,

Sanma ki senden, senin uğruna verdiklerimden geriye bir şey isterim

sen ayrılırken...

sanma ki senin için yaptıklarımın hesabı sorulacaktır senden...

beni benimle bırak giderken

başka bir şey istemem ayrılırken

bana bir tek beni bırak ne olur

gerisi senin olsun

senin olsun...

beni benimle bırak giderken

başka bir şey istemem ayrılırken

beni benimle bırak, ne olur..

gerisi senin olsun...


bir başka alem seni benden alırsa,

bir başkasına,olur ya, aşık olursan

sanma ki senden, senin uğruna verdiklerimden

geriye bir şey isterim sen ayrılırken...

sanma ki, senin için yaptıklarımın hesabı sorulacaktır senden...

beni benimle bırak giderken

başka bir şey istemem ayrılırken

bana bir tek beni bırak ne olur

gerisi senin olsun

senin olsun...

beni benimle bırak giderken

başka bir şey istemem ayrılırken

beni benimle bırak, ne olur..

gerisi senin olsun...



Söz: Mehmet Teoman, Müzik: Cenk Taşkan, Yorum: Nükhet Duru
 
 
Şarkıyı dinleyin, ne demek istediğimi anlayacaksınız.
 
http://nukhetdurufanclub.blogspot.com/2012/01/nukhet-duru-beni-benimle-brak-tegv.html

15 Nisan 2012 Pazar

Nükhet Duru

İsyan Ettim Hayata


Sararmış bir resimde döndüm çocukluğuma

İsyan ettim hayata, takvim yapraklarına

O eski sevgililer, hani nerde o aşklar

İsyan ettim hayata, takvim yapraklarına

..........Dedim kendi kendime, geriye dönse yillar

..........Yeniden alev alsa, küllenen hatıralar



O rüya bahçesinden bir gül bile kalmamış

Ruhumdaki ateşten bir kül bile kalmamış

Şu gönlüm gençliğini sanki boşa harcamış

İsyan ettim hayata, takvim yapraklarına

..........Dedim kendi kendime, geriye dönse yıllar

..........Yeniden alev alsa, küllenen hatıralar



Bir anda bin hasretle içim yandı kavruldu

Hayâlimde anılar sanki dans ediyordu

Çağırdım hiçbirisi dönüp te bakmıyordu

İsyan ettim hayata, takvim yapraklarına

..........Dedim kendi kendime, geriye dönse yıllar

..........Yeniden alev alsa, küllenen hatıralar



Oysa ki o hayaller hepsi bir yalan mıydı

Ümitlerim, aşklarım kâğıt saraylar mıydı

Allah'ım ne olurdu bir tesellî kalsaydi

İsyan ettim hayata, takvim yapraklarına

..........Dedim kendi kendime, geriye dönse yıllar

..........Yeniden alev alsa, küllenen hatıralar



Ne kadar istesek de giden geri gelmiyor

İnsan nasıl aldanıp, nasıl hiç düşünmüyor

Sevginin kıymetini kaybetmeden bilmiyor

İsyan ettim hayata, takvim yapraklarına

..........Dedim kendi kendime, geriye dönse yıllar

..........Yeniden alev alsa, küllenen hatıralar


Söz: Şakir Âlimoğlu, Müzik: Cenk Taşkan, Söyleyen: Nükhet Duru

13 Nisan 2012 Cuma

12 Nisan 2012 Perşembe

Meditasyonel Takıntı-m Nükhet Duru

Dün Nükhet Duru'nun Facebook sayfasındaki Nükhet Duru'nun yeni albümünün Mayıs ayında çıkacağını öğrenince hakkım ve haddim olmayarak sinirlendim ama bu sinir tabi ki nefrete dayalı bir sinir değildi. Altı yıl umutsuzca bekleyişin heyecanının hat safhaya ulaşmasının öfkesi mi, bir ay daha bekleyememek mi, bunca yıl beklemenin öfkesinin patlaması mıydı bilmiyorum. Onu o kadar çok sevmeseydim sinirlenmek bir yana, umurumda bile olmazdı. Nereden tutuldum bu aşka diyeceğim ama sebeplerini kendimce biliyorum. Yalnız bu aşk öyle sizin bildiğiniz gibi dünyevi bir aşk değil, tamamen ruhsal ve müzikal. İnsan kendini nasıl severse öyle narsistçe bir şey. Ben çok duygusal biriyim ama acımasız dünyada güçlü olunması gerektiği için bunu hiç göstermem. İşte bu duygusallığımın birebir yansıması Nükhet Duru'nun sesi, yorumu ve şarkıları. Çok iyi şarkıcılar, yorumcular vardır ama dünyanın müziğini dinlememe rağmen Nükhet Duru'nun sesi kadar içime işleyen bir ses duymadım. Bence o şarkı söylemiyor, nakış-nakış duygu işliyor yüreklere. Her şeye ilgi duyan bir İkizler burcu olarak yüzeyselliğin ne olduğunu da iyi bilenlerden olduğum için bir şeyi anlamak için derinlere inilmesi gerekiyor. Bakmakla görmek bir olmadığı gibi, duyguyu yaşamakla duyguyu derinden hissetmek arasında da fark vardır. İşte o farkı anlamak içinde empatiyi samimi bir şekilde kurmak gerekiyor. Tabi uyuşmak, kendinden bir şey bulmak da çok önemli karşındakinde ama sana benzemeyen, farklı olanlara empati kurabilmek, kurulabildiği ölçüde daha keyiflidir.

Takıntılı birisiyim ama Nükhet Duru hayatımın en güzel takıntısı. Bu takıntı da öyle maddesel bir takıntı değil, pozitif bir enerjiyle hayata bağlayan meditasyonel bir takıntı. Onunla birebir tanışmadım ve tanışmamın hiçbir önemi yok. Çünkü ben onu içimde yaşıyorum zaten sürekli.

İmkansızlar coğrafyasında evrenin bir mucizesi olarak sanat adına, müzik adına hiç kimsenin yapamayacağını yapmış, yaptı bence. Yaptığı şarkılar 30 kusur yıl sonra da aynı heyecanla dinlenebiliyorsa, mucizeden başka bir şey değildir bu.

İnsan sevdiği insanları görür rüyasında. Hayatımda ben en çok Nükhet Duru'yu görmüşümdür rüyamda ama tabiki hep müzikal anlamda. Albümü geciktikçe albümün ismini ve kapağını bile görmeye başladım. Dün gece de içinde olmasını tasvip etmeyeceğim bir şarkıcının bestesi olmuş oluyordu. Olmayacak tabiki de ama bu da sevdiğini bir koruma içgüdüsü sanırım rüyada ortaya çıkan.

İnsanın içindeki sevgiye rakipsiz olacak kadar güvenmesi, hayata karşı çok güç veriyor. Nükhet Duru sevgisi işte (ş)öyle bir şey benim için; Benzeri olmadığı için rakipsiz, tereddütsüz olduğu için şeffaf, gurur duyulacak kadar özel olduğu için cesur, beklentisiz olduğu için samimi, maddesel olmadığı için meditasyonel, mesafeli olduğu için sonsuz, heyecan verici olduğu için de sağlıklı, tavsiye olunur.

Nükhet Duru

Şu Senin Çekip Gitmelerin

Şu senin çekip gitmelerin ateşe benziyor

Zaman nasıl geçer kimse bilmiyor, of


Şu senin dönüp gelmelerin suya benziyor

Zaman nasıl geçti kimse bilmiyor, ah



Uzaklara benziyor bakışların,

Baska hiçbir şeye benzemiyor

Zaman durmus dünya susmus,

Yanımdasın ama kimse bilmiyor



Şu senin iç çekmelerin dumana benziyor

Kelimeler saklanıyor, göz gözü görmüyor



Şu senin ağlattıktan sonra sevmelerin

Beni deli ediyor

Şu senin küsmelerin küle benziyor,

Biz yokken hayat ara veriyor


Söz: Murathan Mungan
Müzik: Fuad Abdullah
Yorum: Nükhet Duru

Bir Tek Sevgili

Zaman nasıl akıp gidiyor

İnsanlar maskelerini ne çok seviyor

Yıllarca bir yalanla bir ömür geçiyor da

Hiç kimse yok bir tek günü sonuna kadar yaşamaya

Mecbursun yalnızlığa



Oysa sevgili, bir tek sevgili

Nasıl değiştirir dünyanın gerçeyini

İçimdeki fırtına ele geçirdi beni

Bir gün baktım hiç korkmadan aynaya

Orda yeniden gördüm kendimi

İşte sevgili, bir tek sevgili

Nasıl değiştirir dünyanın gerçeğini



Şimdi asla pişman değilim

Yaşadığım herşeyin bedelini ödedim

Nasıl olsa bir gün gelir duygular bulur yerini

Hem cehennem, hemde cennet yeryüzünün mevsimleri

O kadar şey değişti ki

Artık kimse masum değil

Duygular çok eskidi



O zamanlar biz ne güzel çocuklardık

Dünyaya aydınlık gözlerle bakardık

Ve işte ozaman kırdığın bu kalp

Şimdi kırıyor başka kalpleri

Aşkta kazanmak ddedikleri kaybetmektir bir çok şeyi


Söz: Murathan Mungan
Yorum: Nükhet Duru

Ben Gene Sana Vurgunum

Seneler sürer her günüm

Yalnız gitmekten yorgunum

Zannetme sana dargınım

Ben gene sana vurgunum



Başkalarına gülsem de

Senden uzak kalsam da

Sevmediğini bilsem de

Ben gene sana vurgunum



Dağları aşınca başım

Geri kaldı her yoldaşım

Gel sevgilim gel kardaşım

Ben gene sana vurgunum



Gönlüm seninkine yardı

Aynı şeyleri duyardı

Ayaklarımız uyardı

Ben gene sana vurgunum



İtilmiş tekmelenmişim

Doğduğum günde yanmışım

Yalnız sana güvenmişim

Ben gene sana vurgunum


Şiirr: Sabahattin Ali
Beste: Ali Kocatepe
Yorum: Nükhet Duru

Melankoli

Beni en güzel günümde

Sebepsiz bir keder alır

Bütün ömrümün beynimde

Acı bir tortusu kalır



Anlayamam kaderimi

Bir ateş yakar derimi

İçim dar bulur yerimi

Gönlüm dağlarda bunalır



Ne kış ne yazı isterim

Ne bir dost yüzü isterim

Hafif bir sızı isterim

Ağrılar sancılar gelir



Yanıma düşer kollarım

Görünmez olur yollarım

En sevgili emellerim

Önüme ölü serilir



Ne bir dost ne bir sevgili

Dünyadan uzak bir deli

Beni sarar melankoli

Kafamın içersi ölür


Şiir: Sabahattin Ali
Beste: Ali Kocatepe
Yorum: Nükhet Duru

Benimsin Diyemediğim

Bir zaman bakıp bakıp

Seyrine doyamadığım

Şimdi gurbette bırakıp

Sesini duyamadığım



Evde kapanıp kaldın mı

Seyrana çıkıp güldün mü

Başkalarının oldun mu

Benimsin diyemediğim



Akıtıp gözün yaşını

Hatırlarım gülüşünü

Kıvırcık saçlı başını

Göğsüme koyamadığım



Dik yamaçların selisin

Sen benden daha delisin

Şimdi kimlerin kulusun

Başını eğemediğim



Nasıl vurgunum bilirdin

Niçin benden yüz çevirdin

Kimlerin koynuna girdin

Öpmeye kıyamadığım


Şiir: Sabahattin Ali
Beste: Ali Kocatepe
Yorum: Nükhet Duru

Nükhet Duru ve Muhteşem Kadro

Nükhet Duru'nun yeni albümü Mayıs ayında çıkacak-mış!

Nükhet Duru'nun Facebook sayfasındaki bir paylaşıma göre, Mayıs ayında çıkacak olan yeni albümünde Şehrazat ve Sezen Aksu şarkılarının yanı sıra, Sıla Gençoğlu'ndan da bir şarkı varmış.

Nükhet Duru - Muhteşem Kadro

10 Nisan 2012 Salı

Nükhet Duru'yla Yıldızlığa Giden Yol (Ses Dergisi 1982)






"Annemle babam ayrıldıktan sonra Etiler'de bahçeli bir evde ana-kız birlikte oturuyorduk. Annem bir butikte şeflik yapıyordu ve mutlu bir yaşantımız vardı. Evde ne zaman bir dost veya akraba toplantısı yapılsa hemen ortaya çıkıp şarkı söylememi isterlerdi. Okulda bile teneffüs zili çaldığında hemen çığlık çığlığa şarkıya başlardım. Öğretmenlerim ve arkadaşlarım illallah demişlerdi. Bana daha o zamanlarda "Şarkıcı Nükhet" demeye başlamışlardı. 1969 yazında bütünlemeye kalmıştım. Ders çalışacağım yerde evde oturup tüm zamanımı şarkı söyleyerek geçiriyordum. O yaz Florya Deniz Kulübü'nde dans müziği çalan "Mete Duruman Orkestrası" gecede 35 liraya çalıştırabilecekleri bir şantöz arıyormuş. Mete ağabey komşumuzdu. Şarkıcı olmaya hevesli olduğumu bilen tanıdıklar ona benden bahsetmişler. Bunun üzerine bir akşam Mete ağabey ve annesi beni annemden "şarkıcı" olarak istemeye geldiler. Annem önce görücü olarak geldiklerini zannederek bana, "Hadi kızım kahveleri getir" dedi ve "Henüz çok küçük değil mi efendim?" diye dert yanmaya başladı. Sonra beni şarkıcı olarak istemeye geldiklerini anlayınca büyük bir tepki gösterdi ve "Kesinlikle olmaz" dedi. Ben, "Eğer bana izin vermezsen, ömrünün sonuna kadar pişman olacaksın" dedim. Yaz tatili bitince yeniden okula döneceğime söz vererek annemi ikna edebildik. İçimden bir ses sanat dışında bir şey yaptığım takdirde olamayacağımı söylüyordu.

14,5 yaşında sahneye ilk adımım attım ve yaz boyu gecede 35 Lira karşılığı Florya Deniz Kulübü'nde şarkı söyledim. Repertuarım da ilk şarkılar Ajda Pekkan'ın "Boş Sokak" ve "Sensiz Yıllar"ıydı. Bunları "Sensiz Saadet Neymiş" ve İngilizce dans parçaları takip etti. Hafta sonlarında kulübe sanatçılarla birlikte organizatörler de geliyordu. Rahmetli Zeki Tükel de bunların arasındaydı. Beni dinledikten sonra, "Gel seni kış sezonunda şova çıkaralım" dedi. Ben sevinç içinde kabul ettim. Annemden gizli Bebek Belediye Gazinosu'na gittik. Gazinonun sahibi rahmetli Aslan Bey, beni fazla ufak görmüş olacak ki, "Yahu, yuva mı açacağız burada" dedi. Sonra da ertesi günkü matinede beni dinlemeye karar verdi. Dinlenir dinlenmez de gecede 75 Lira yevmiye ile işe alındım. Annemle birbirimize girdik, bir süre bana darıldı ama sonunda zorunlu olarak ikna oldu ve okulu terk ettim. Artık her gece gazinoda ordövrle birlikte uvertür olarak sahneye çıkıyordum."

Ve Nükhet Duru'nun birkaç yıl sürecek uvertürlük yaşamı böylece başlamış oldu. Bebek Belediye Gazinosu'nu Bebek Yıldız, Galata Kulesi, Çakıl, Gar gibi gazinolar izledi. Bu arada Nükhet Duru'nun uvertürlüğü de birincilikten üçüncülüğe, dördüncülüğe doğru tırmandı. Bu süre içerisinde çocukluktan genç kızlığa geçen Nükhet Duru, yeteneği ve güzelliği ile tüm dikkatleri üzerine topluyor, pek çok kişiyi peşinden koşturuyordu. Kendi deyimi ile "İnsanları çok sevmesi", "Her gördüğünün boynuna atılıp öpmesi" adını "Deli Nükhet"e ve "Gazinonun Deli Kızı"na çıkarmıştı. İşte tam bu dönemde yabancı dergilerde resimlerini gördüğü artistlere özendi ve Nükhet Duru'nun açık-saçık resimleri bu alanda ün yapmış bir çok derginin sayfalarını bir anda dolduruverdi. Nükhet Duru 18 yaşında atıldığı bu macerayı şöyle anlatıyor:

"O ara bol-bol yabancı dergi karıştırıyordum. Son derece estetik gözle çekilmiş yabancı ünlü artistlerin resimlerine öyle özeniyordum ki, öyle olacağımı zannettiğim resimler çektirmekten kendimi alamıyordum. O kadar komikti ki o resimler, dergilerde soyunmuş küçücük bikinilerle kendini seksi zanneden aptal bakışlı kız resimleri çıkıyordu. Soyunuk resim çektirme dönemim iki ay sürdü. Sonra o resimleri 10 yıl kullandılar. Hala zaman zaman yakınlarım bana bu resimlerin hesabını sorarlar."

Nükhet Duru'nun sonradan çok pişman olduğu bu masum çıplak resim dönemini film dönemi izledi. Yeşilçam'da birbiri ardına pek çok filme ismin yazdırdı Nükhet Duru. Nükhet Duru bu dönemi de sona erdirdi ve artık kendisi için müzikten başka çıkar yol olmadığını fark etti. Müzikte bir çıkış, bir atılım yapmanın sancıları içinde kıvranıyordu. Sahnelerde 5 yılını doldurmuş ve 1974 yazına gelmişti. Müzik yaşamında yeni bir çağ açacak olan olay işte tam o günlerde meydana geldi. Gelecekte yalnız şarkılarına değil, his hayatını da imzasını atacak olan söz yazarı Mehmet Teoman'la tanıştı.
 
"O yaz Tanju Okan'ın "Kadınım" adlı şarkısı çok meşhur olmuştu. Tam benim istediğim gibi, sözlerinin ciddiyeti ve ağırlığı olan bir şarkıydı. Sordum soruşturdum, söz yazarının Mehmet Teoman olduğunu öğrendim. Bir gün kuliste karşılaştık, "Aman kardeşim ben de seni arıyordum. Bak ben çok güzel şarkı söylerim. Sen beni bir dinle. Sonra beraber çalışalım." dedim. Müstehzi bir ifadeyle, yarı şaka yarı ciddi, "Pekiyi hadi dinleyelim" dedi. Sanki sesimden çok fiziğimle ilgilenir gibiydi, ama dinleyince durum değişti ve hemen ertesi gün hummalı bir çalışmaya giriştik."

İşte tam bu günlerde Nükhet Duru aradığını bulmuş olmanın sevincini henüz duyamadan, tüm gençlik hatalarının olumsuz birikimleri korkudan cezasını bir anda verdi. Bir sabah Nükhet Duru yatağından kalkamadı. Felç olmuştu. Tam hayatının en büyük atılımını yapacağı anda meydana gelen bu olay her şeyin bitmesine sebep olabilirdi. Annesi ve iki arkadaşı dışında tüm yakınları ve dostları kendisini hasta yatağında terk etmişlerdi. Ama bu durum onu biledi ve hırslandırdı. Tüm çabasını bir an önce sağlığına kavuşmak için harcamaya başladı.

"Sahnelerde 5 yılımı doldurmuştum, 20 yaşıma girmek üzereydim. Bir sabah gözlerimi açıp yataktan kalkmaya davrandığımda yürüyemediğimi far ettim. Doktorların muayenesi sonucu, psikolojik nedenlere bağlı migren ve kısmi felç teşhisi kondu. İki ay süreyle yatağa çakıldım. Yıllar sonra bugün oturup düşündüğümde, o zamanlar dünyamı karartan bu felç olayına yol açan nedenleri hemen bulup çıkartabiliyorum. Öncelikle çıcukça yaptığım yanlışlar, dekolte resimler çektirmeye özenmem, saçma sapan filmlerde oynamam ağır eleştirilerle karşılanmıştı. Sonra başı sonu belli olmayan, çıkmaza girmiş bir ilişkim vardı. Bunların dışında delişmen davranışlarım yüzünden, yeteneklerimi herkesin fark etmesine karşın, şarkıcı olarak istediğim yere bir türlü gelememiştim. İşte tüm bunların yükünü omuzlarımda hissediyor ve çıkar yolu bir türlü bulamıyordum. Ve bunalım bende var olan migreni felce çevirmişti."

Nükhet Duru - Oya Dergisi

8 Nisan 2012 Pazar

Yeni Nükhet Duru albümünde Selim Atakan Yok

Twitter'de Selim Atakan'a ait

"Sezen "O Ses Türkiye" de jürinin beğenmediği Rümeysa'ya albüm yapacakmış. Tabi Nükhet Duru'ya aynı nedenle yapmakta olduğu albümden sonra..."

diye bir mesaj gördüm.


Bunun üzerine

"Bu sözden Nükhet Duru'yla yeni albümünde çalışmadığınızı mı çıkarmak gerekiyor" diye sordum.

Öyleymiş. Nükhet Duru'nun yeni albümünde Selim Atakan yok anlayacağınız.

5 Nisan 2012 Perşembe

En Çok Sevdiğim Nükhet Duru Şarkıları

İlk "Ben Gene Sana Vurgunum" şarkısıyla tanıdım Nükhet Duru'yu.
"Melankoli" yi ne zaman duydum hatırlamıyorum.
 TRT'de bir televizyon programında evinde yapılmış bir çekimde röportaj yaparken arka fonda "Seninle" çalıyordu.
"Anılar" ve "Cambaz" la tanışma zamanını da hatırlamıyorum ama en çok sevdiğim, hatta ilk On'umda yer verebileceğim iki şarkısı.
"Çakır"ı da bir televizyon programından hatırlıyorum. Siyah-beyaz televizyon dönemiydi ama kostümünün rengini gazete veya dergiden yeşil olarak hatırlıyorum.
"Söyletme Beni", "Şüphe Ediyorsun", "Kazandım", "Papatya Falı" ve "Gözler" televizyon ve radyoda çok çıkıyordu.
Ayıp olacak ama NTV'de yayınlanan TEGV gecesindeki muhteşem düzenleme ve muhteşem ötesi yorumuna kadar "Beni Benimle Bırak"ı çok sevmiyordum.
"Al Gönlümü Diyar Diyar Sürükle" ve "Ne Oldu Bize"yi çıktığı dönem tanıdım.
Kaset döneminde albüm almaya başladıktan sonra da şarkıları zamanında tanımaya başladım. Sevda albümünden ilk "Destan" ve "Ali"yi sevdim.
Ama ciddi anlamda Nükhet Duru şarkılarını 20 yaşına geldikten sonra geriye dönüşler yaparak özümsemeye başladım.
"Aç Gözünü Adamım" albümünden melodik yapılarından dolayı ilk "Yaralım" ve "Bir Adım Yeter" şarkılarını sevdim ama daha sonra "Kalp Ağrısı", "Delikan", "Aç Gözünü Adamım","Sevmek Zor", "Memleketim" ve özellikle son olarak "Beni Unutma" şarkılarını sevdim. Nükhet Duru'yu alıcı gözle ilk bu albümüyle keşfettim ama bu albümü tam anlamıyla çözüp algılamak daha epeyce zamanımı alacak gibi. Çözemeyeyim de heyecanı  hep devam etsin aslında.
Sonra "Bir Tek Sevgili" şarkısına taptım. Bir çoğuna tuhaf gelecektir ama benim en çok dinlediğim Nükhet Duru albümü "Çek Halatı Gönlüm" albümüdür ve o albümdeki albüme ismini veren "Çek Halatı Gönlüm" dışındaki tüm şarkıları çok sevmişimdir ve hala "Cahide" albümüyle beraber baş ucu albümümdür bu iki albüm. "Hani Hani", "Bir Kadın", "Bu Gece", "Hasret", "Yanlışlarım da Güzel", "Sen ve Ben", "Fantasia" ve "Yaşasam İlk Gülüşünü"; İnanmayacaksınız ama hepsi de çok sevdiğim şarkılar.
"Cahide" demişken bu müzikal sayesinde, müzikal Denizli'ye gelince canlı olarak ilk defa sahnede duydum "Tokat" şarkısını ve bir albümde yer alması için hep dua ettim. Oysa bu müzikalin soundtrack'i varmış ama piyasaya verilmediği veya buralara kadar gelmediği için benim haberim yoktu. Bu albümün başucu albümlerimden biri olmasının sebebi, Nükhet Duru'nun ses tonunu en sevdiğim yıllara tekabül eden bir çalışma olması. "Bu Bir Cahide", "Merhaba Anneciğim", "Siz Teksiniz", "Önce Düşler mi Ölür" de "Tokat" gibi çok muhteşem şarkılar. İnanmıyorsanız dinleyin. Bir çoğunun haberi bile yok bu şarkılardan. Hele "Bu Bir Cahide" nin rock versiyonu çok harika.
Sonra Ali Kocatepe Long Play dönemindeki albümlerden bir toplama çıkardı "Nükhet Duru Klasikleri" başlığı altında. Bu sayede "Al Beni de Yanına", "Bir Nefes Gibi", "Güneş", "Haykırıyorum", "Kulis", "Kaldırımlar" ve "Yıldızlar"ı tanıdım. Özellikle "Kulis" e bayıldım. Ve "İyi Oldu Gelmediğin"le tanıştım. Nasıl bir şarkıdır ki bu böyle. Sözler, müzik, düzenleme ve Nükhet Duru'nun inanılmaz derin yorumu... O güne kadar böyle güzel şarkı duymamıştım sanırım.
"Gerisi Vız Gelir" ve "Canım Yandı" özel rayolarda nostalji programlarında zaten çok çalıyordu, çok da seviyordum.
"Dostluğa Davet" ve "Takalar"ı en çok bu yıl sevdim, hatta bayıldım.
"Mühür" albümü çıktığı zaman Nükhet Duru'nun en iyi albümü gibi geliyordu bana. Çünkü söz ve müzikler Mehmet Teoman ve Cenk Taşkan'a ait olduğu için muhteşemlerdi. Şimdi düzenlemeleri yavan geliyor ama "Gümüş Göl", "Ağlamam", "Yaşamak", "Halden Hale", "Kapı Eşiğinde" ve "Toprağım" hala muhteşem şarkılar benim için ve öyle de kalacaklar.
"Gümüş" albümü pek dikkat çekmese de "Dolunay" şarkısındaki Nükhet Duru yorumu eşsiz-benzersizdir. "Döktür", "Canım Yanar" ve "Yolun Uzun" şarkılarını çok severim. "Türkan Şoray'ın Gözleri" de güzeldir.
"Bir Nefes Gibiler" unplugged çalışması çıkınca "İki Göz Yaşı" ve "Harp ve Sulh" ü tanıdım. Bu güzel şarkıları geç tanımıştım.
'99 yılında çıkardığı maxi single'ından "Sesini Duyur" Ayten Alpman'ın bile büyülendiği bir şarkıdır.
"Bana Rağmen" albümünden "Fani Dünya" kıymeti hiç anlaşılamamış Türk Pop'unun yüz akı bir çalışmadır. "Bu Aşk Biter mi" çok güzel. "Aldım Başımı Gidiyorum" sanki Nükhet Duru için yapılmış gibi.
"Gece Saat Oniki" albümünden "Şu Senin Çekip Gitmelerin" ve Palto" en dikkat çeken iki süper şarkı. Ama ben albüm isim şarkısı "Gece Saat Oniki" şarkısına bayılıyorum. Eğer Nükhet Duru bu şarkıyı söylemeseydi, şarkı gücenirdi. "Yine Çıktım Yollara", "İkimize İçelim"i de çok seviyorum. "İyimserim"i de iyi ki yorumlamış. Bir arabesk nasıl pop hale getirilir göstermiş. Aslında "Bodrum'da" şarkısı da güzel.
Sonra Hakan Eren iyiki de "81" ve "Aşıksam Ne Farkeder" albümlerini yeniden CD olarak basıp bizlere ulaştırmış. "81" albümündeki "Aldım Veda Mektubunu", "Gidiyorum", "Gözlerin Bulutlu" ve muhteşem "Hep O Kışı Hatırlarım" şarkılarını ilk defa duymuştum. "Deli Diyorlar Bana" şarkısını daha önce tabiki de duymuştum ama bu albüm sayesinde ilk beş şarkım arasına girdi. Sokaklarda aklıma estikçe deli gibi söylerim bu şarkıyı  çünkü. Bu albümün diğer şarkıları önceden saymıştım zaten. "İstanbul İstanbul"u da severim. Anlayacağınız bu albümde boş şarkı yok.
"Aşıksam Ne Farkeder" albümü sayesinde "Gökyüzünden İndi Şarkılar" marşım olmuştu. "Aşk Dediğin Nedir", hele "Ressam", "Her Şey Senin İçin", of.. of.. dediğim, "Aşıksam Ne Farkeder", "Unut Beni" şarkılarıyla ilk defa tanışıyordum ve çok seviyordum tabiki de. Bu albümden "Oysa Şimdi"yi tabiki de biliyordum radyolarda çaldığı için ve en çok sevdiğim Nükhet Duru şarkısıydı. Hala da öyle sayılabilir. Çünkü Nükhet Duru  her "Oysa Şimdi" dediğinde başka duyguyla söylüyor. İki kelimeyle bile çok şey anlatıyor.
Ve geçen yıl internetten bir forumdan bulunca "IV" albümüyle bütün olarak ilk defa tanıştım. Yukarıda bahsetmedim sanırım ama tabiki de "Benimsin Diyemediğim"i önceden biliyordum. Ne bomba bir şarkıdır ama. Aslında bu albümdeki şarkıları tanıyormuşum ben, yani duymuştum daha önce. "Nerede O Eski Şarkılar", "Ben Bir Kadınım" radyo ve televizyonda çalan şarkılardandı çünkü. "Çakır" zaten ilk üçümde yer alan şarkı. Ve, ve "Deprem". İşte bu süper şarkıyla ilk defa geçen yıl tanıştım ve büyülendim.
Melankoli albümünden de "Bir İnsan Doğdu"yla da ilk defa geçen yıl tanıştım. Benim için en lokum Nükhet Duru şarkısı. Gelelim en son tanıştığım ve sevdiğim, ama ne sevmek bütün dünyanın dayağını yemişçesine çarpıldığım Nükhet Duru şarkısına. Benim hayata bakış açımla birebir örtüşüyordu. Arkada sadece Doğan Canku'nun gitarı vardı ama Nükhet Duru dünyanın en büyük orkestrası gibi söylüyordu. Huzurlarınızda "Bir Daha Asla".
Arada atladığım albümlerdeki sevdiğim şarkılara gelince. "Her Şey Yeni" albümünden "Güneşten Bir Parça" en sevdiğim şarkıdır bu albümden. "Beni Kör Kuyularda", "İspanyol Meyhanesi", "Ne Yazık" ve "Yalan Sözlerle" diğer sevdiğim şarkılar. Şarkıların adlarıyla geçiştirdiğime bakmayın, çok muhteşem ve benim taptığım şarkılar bu şarkılar.
"Benim Yolum" albümü Nükhet Duru'nun çıkar-çıkmaz aldığım ilk albümüdür. İlk çıktığında "Neydi Neydi", "Hançer" ve "Destina"yı sevdim ama sonra "Dağınık Yatak" ve bir şaheser olan "Gel de Yola Düşme"yi keşfettim. Şimdilerde "Bir Yaşam" ve "Ya Seni Ya Gençliğimi" seviyorum.
"Benim Şarkılarım" da sıcağı sıcağına aldığım bir albümdür ve orada "Tay" diye bir şarkı vardır. Bilmeyenlere duyurulur.
Aaa, unuttuk. "94" albümü ne olacak? Orada boş bir tane şarkı yok. On hit şarkı. Hani dörtdörtlük derler ya, öyle bir albümdür bu albüm. "Adamların Adamı", "Geberiyorum", "Sürgün", "Kırık Kalpler", "Uslandım  Artık", "Uyan" birer klasik müzik eseri gibidirler ama ben orada Latin rüzgarları estiren "Yarimsin", "Yasaksa Yasak", Ne Yalanlara Ne Sevdalara" ve "Çay" şarkılarına ölüp bitiyorum.
Nükhet Duru'nun "Sevgili Çocuklara" diye üç numaralı albümündeki çocuk şarkılarını da çok seviyorum. Şarkılar çocuklar için ama sanki büyükler için söylenmiş gibi. Tavsiye olunur.
"Sevda" albümünden "Çok Uzak", "Şadırvan" ve "Nerdesin" i unuttum değil mi? Oysa "Şadırvan" ve "Nerdesin" ilk On'umda yer alan şarkılardır. Bu albümden "Seni Benden Alamazsın", "Güzelsin Güzel", "Deli Gönlüm" şarkılarını da seviyorum.
"Nadide" albümünden de "Endülüste Raks" ı severim. Aslında albümü koyuyorum müzikçalara bütün şarkılar güzel geliyor. Yorumcu iyi olunca bütün şarkılar güzel oluyor anlayacağınız.
Çok abarttığım sanılabilir ama ben bu şarkıları gerçekten diğer sanatçıların en güzel şarkılarından bile daha çok seviyorum. Türk Pop'unda "İlk Yüz Şarkı" listesi yap deseler, Nükhet Duru şarkıları oluşturur bu listeyi.
Aslında daha keşfettiğim ama yazmadığım ve keşfedince yazacağım şarkılar olacaktır mutlaka. Sonra ilave ederim.
"Her Şey Yolunda", "Haydi Uzatma Arkadaş", "Büyüme Çocuk" ve "İsyan Ettim Hayata" şarkılarını da seviyorum.
Nükhet Duru şarkılarını her dinleyişte yeni bir şarkısını keşfediyorum ve o şarkısına tapıyorum. En son olarak "Sanki Değişmiş Gibi" şarkısı büyüledi beni.
Nükhet Duru'nun ilk 45'liği türküpopcaz formunda; "Aklımda Sen, Fikrimde Sen" ve "Karadır Kaşların". Nükhet Duru'yu sevmemin en büyük sebebi de yaptığı işlerde her tarzı denemesi. Son albüm "Tam Zamanında" da boş şarkı yok gibi. Ben en çok bu albümden "Ceylan"ı sevdim müzikalitesinden dolayı. "Hicran" ve "Sizli Bizli" de eşsiz şarkılardan. "Milyoner" çok başka güzel. "De!" Nazan Öncel'in en güzel bestelerinden. "Beni Affet" farklı bir boyut kazanmış Nükhet Duru yorumuyla. "Çocukluk İşte", "Menekşe" Nükhet Duru'nun yorumuyla hakkı fazlasıyla verilen şarkılar. "Tam Zamanında", "Bekar Köy", "Her Yer Gökkuşağı" bana hitap eden şarkılar. "Rüşvet", "Dikine Dikine", "Başka Hayat", "Bu Gece Beni Düşün" de dahil olmak üzere albümde boş şarkı yok anlayacağınız.
2015 albümü... "Sonbahar", "Söyleyemedim", "O Günler", "Yalnızlığım", "Ben Seni Çok Sevdim", "Döneceksin Diye", "Beni Sevdi Benden Çok"...
"Bir Yelkenlim Olsaydı"

4 Nisan 2012 Çarşamba

Nükhet Duru'nun En Çok Sevdiği Klasikleşmiş Kendi Beş Şarkısı

Nükhet Duru klasik olmuş şarkılarını dile getirirken genellikle bu beş şarkının ismini vermiştir.


Ben Gene Sana Vurgunum
Melankoli
Beni Benimle Bırak
Anılar
Cambaz

Nükhet Duru 12 Yeni Şarkıyla Geliyor


Mükemmel olmak o kadar kolay olsaydı herkes mükemmel olur, mükemmel işler yapar ve mükemmel bir dünyada yaşardık. Mükemmelliyetçilik çok yorucudur, çok yıpratıcıdır ve çok emek harcatır insana. Titiz çalışma gerektirir mükemmel işler çünkü. En iyisini bulana kadar sürekli yap-boz halinde olabilir, sil baştan yapabilirsin. Mükemmelliyetçilerin yaptığı işin içine sinmesi gerekir. Kendinin memnun olmadığı bir işle insanlara haksızlık etmek istemez. Çok empatik olduğu için duyarlıdır ve boşvermez hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi. En iyisiyle, en güzeliyle, en doğrusuyla, en mükemmeliyle paylaşmak ister hayatı herkesle. Çünkü gerçek insan olabilmenin meziyetlerinden biri, her alanda insanları bir basamak yükseltebilmektir.

Bu müzikte de böyle olmalıdır. Evreni ve de parçalarını gürültü kirliliğiyle rahatsız etmenin, doğanın görsel ve işitsel estetiğini bozmanın hiçbir anlamı yok. Güzel işler üretemiyorsan geride durup dinlenmek ve demlenmek en doğrusudur hayata dair daha sağlam denklemler oluşturabilmek için. İnsan beslenmeden, kendini geliştiremeden doğru hesap kitap yapamaz. Çarpım tablosunu tekrar etmenin işgüzarlığına, ezberciliğine, kolaycılığına da alıştırmamak gerek yaşamı. Bu yaşamı kendi-kendine infilak ettirmek olur.

Solo stüdyo albümü "Gece Saat On İki" nin üzerinden Altı yıl geçti. İsteseydi Altı tane daha albüm yapabilirdi. Sadece, onlarca albümü olup müziğe, sanata, hayata katkısı olmayan ve bizi aşağıya çeken, algımızı körelten eğlendiricilerden biri olmak istemedi.

Nükhet Duru 12 yeni şarkıyla geliyor. Eli kulağında. Hani "çok az kaldı" derler ve kalp atışlarını duyarız heyecanla, işte öyle bir şey. Geriye sayım başladı anlayacağınız.

Çok deneme-yanılma, çok yap-boz, çok sil baştanların, geniş bir araştırmanın, çok titiz bir çalışmanın mükemmel bir ürünü bu albüm. Beklediğimize değecek.

3 Nisan 2012 Salı

Ali Poyrazoğlu - Nükhet Duru - Adile Naşit

Nükhet Duru'nun Yeni Albümü Çok Güzel Oluyor, Çok Beğeneceksiniz


Çok güzel olduğuna ve çok beğeneceğim-iz-e dair yeni albümle ilgili haber geldi.

Bir Nükhet Duru gerçeği var, bir de Nükhet Duru faktörü


İçinde Nükhet Duru Olmadıktan Sonra Bir "İş" Ne Kadar İyi Olabilir ki?

Şimdi bir çoğu diyecek ki, Türk Pop'unda bu beş albümden daha iyi albüm yok mu? E var mı? Sözü, müziği ve düzenlemesiyle iyi bir şarkı olsa bile, içinde bu kadar çok iyi şarkı barındırıyor mu? Ayrıca içinde Nükhet Duru var mı demezler mi insana?

Bazı sesler özeldir ama bazı sesler çok derindir, çok samimidir, çok içtendir ve senin adına söylenmesi gerekenleri ruhuyla dile getirir. Şarkı söylemek ses çıkarmak değil, duyguları en ince şekilde yorumlamaktır. Bunun da bir ustası varsa o da Nükhet Duru'dan başkası değildir.

Bana bir albüm söyleyin ki şu şarkısı "Ben Gene Sana Vurgunum", "İyi Oldu Gelmediğin", "Beni Benimle Bırak", "Oysa Şimdi" den daha iyi olsun ki bu albümlerde bu şarkıların çok daha fazlası var.

Hatta ilk beş albüm dışında kalan Nükhet Duru albümlerindeki bazı şarkılardan bile daha iyi şarkı olduğunu zannetmiyorum Nükhet Duru faktöründen dolayı. Örneğin "Güneşten Bir Parça", "Nerdesin", "Bir tek Sevgili", "Gel de Yola Düşme", "Kalp Ağrısı", "Tokat", "Fani Dünya", "Şu Senin Çekip Gitmelerin", "Geberiyorum" dan daha iyi şarkı olduğunu söyleyebilir misiniz?

Nükhet Duru sanıldığı gibi ne "Melankoli"den ibaret, ne beş albümden ibarettir. Hele güzel bir şarkı olmasına rağmen Nükhet Duru'yu mizahi hale getiren "Mahmure"den hiç ibaret değildir.

Algılar iyiye, güzele kapalıysa ve algıda kolaycılık hakimse yapılacak bir şeyin olmaması çok acı.

İnsanlar, özellikle insanlarıMIZ  komplekslerlerini, melankolilerini, egolarını tatmin ettikleri kolaycılığı kaliteyle, gerçek sanatla, gerçek müzikle karıştırıyorlar. Müzik sadece eğlenme aracı değildir. Müziğin insanı geliştirmek gib bir misyonu vardır, olmalıdır sanatın yapısı gereği.

Ajda'cı bir arkadaşım var, daha sonra Sezen Aksu, ve Nilüfer'i çok sever, Zerrin Özer, Nazan Öncel ve Candan Erçetin'i sever, Cem Karaca ve İlhan İrem'i de çok sever. Sevdiği sanatçılardan en sevdiği şarkıların listesini yapmış. Her birinden 3-5 tane şarkı çıkarabilmiş ancak ama Nükhet Duru'dan 50 şarkı çıkarmış. Nükhet Duru'da sevdiği sanatçılar listesinde Seyyal Taner'lerden, Füsun Önal'lardan sonra gelir. Bana geldiğinde bile "Gel de Yola Düşme", "İyi Oldu Gelmediğin", "Fani Dünya", "Oysa Şimdi"yi dinlemeden gitmez ve şarkıları dinlerken kendinden geçer, başka bir dünyaya trans olur.

Anlatmak istediğim insanlar eğlenceyle, şovla gerçek müziği karıştırıyorlar ve göz önünde bulunandan iyiyi, kaliteyi, sanatı göremiyorlar. Piyasa da çıkarına uygun görselliği pompalayıp duyguları istismar edince, eğlenceyi en iyi, kalite zannediyorlar. Oysa eğlence ve tatmin dışında hiçbir anlamı olmuyor, kalmıyor beğendikleri şarkıcı ve albümlerinin.


Bir Nükhet Duru gerçeği var, bir de Nükhet Duru faktörü

İyi müzik insanlarının Nükhet Duru ile çalışması bir şans olarak görülebilir Nükhet Duru adına ama o şans durduk yere gelmemiştir herhalde Nükhet Duru'nun ayağına. O şansı değerlendirebilecek bir kapasite olmasaydı eğer, ne o şarkılar bildiğimiz klasik şarkılar olur, ne de o şarkılar Nükhet Duru'ya giderdi. Çünkü aynı müzik insanları başka sanatçılarla da çalışmışlardır ama bir "Melankoli", bir "Ben Gene Sana Vurgunum" çıkmamıştır. Eğer o şarkılar çok özel diyorsanız, o şarkılar işte orada duruyor. Buyursunlar yorumlasınlar yürekleri-sesleri ve yorumları yetiyorsa. Herkesin şarkısı cover yapılıyor-yeniden yorumlanıyor ama Nükhet Duru şarkıları değil. Neden? Hani güzel ve özel olan şarkılardı, müzisyenlerdi. Demek ki Nükhet Duru'nun verdiği ses ve yorum verilemiyor, Nükhet Duru olmayınca bir şeyler tam olmuyor. Bu şarkılara Nükhet Duru faktörünün etkisi olmasa, tozunu-dumanını attırırlardı bu şarkılarla piyasanın.


"Koskoca" Nükhet Duru!

Nükhet Duru kendisi müzik yoluna girmeseydi, kiminle çalışacağına kendisi karar vermeseydi, düşünüldüğü gibi şan-mans olmazdı. Bir Nükhet Duru gerçeği var, bir de Nükhet Duru faktörü, o kadar. Çünkü o Sezen Aksu'nun hayran olduğu, bütün müzik otoritelerinin Bir numaralı yorumcusu, Selda Bağcan'ın da dediği gibi "koskoca" Nükhet Duru. Herkes herkesi sevebilir, her şeyi dinleyebilir ama Nükhet Duru dinlemek o kadar kolay olmayabilir, biraz çaba gerektirebilir. O zor sınır aşılınca, gerçek müzik yoluna girilince de tadına doyum olmaz ama.